22 Aralık 2025 Pazartesi

MUTLU OLMAK

 .   MUTLU OLMAYI İSTERKEN

Bir yerde okudum: “Antik Roma şairi Horatius "Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Oysa nehir akmaya devam eder...” demiş.

Horatius’un bu sözü “erteleme hastalığına” ve yaşamın doğasına dair yapılmış en “zamansız” saptamalardan biridir.

Nehir, “yaşamın” kendisidir; dinamiktir, durmaksızın akar ve bizim planlarımıza göre yolunu “değiştirmez”.

Çoğumuz "Şu iş bitsin sonra mutlu olacağım", "Borçlar kapansın sonra dinleneceğim" veya "Çocuklar büyüsün sonra kendime vakit ayıracağım" deriz. Horatius’un köylüsü gibi, suyun çekilmesini bekleriz. Ancak yaşam, sorunların tamamen bittiği bir "kuraklık" dönemi vaat etmez.

Koşulların mükemmelleşmesini beklemek bir hayaldir

Biz nehrin durmasını beklerken hem nehir eski nehir olmaktan çıkar hem de biz “eski biz” olmayı bırakırız. Yarın geldiğinde, bugünkü heyecanımızı veya enerjimizi bulamayabiliriz.

Eğer karşıya geçmek istiyorsak, ıslanmayı göze almamız gerekir. Mutluluk nehrin ötesindeki kıyıda bizi bekleyen sabit bir “nesne” değil, akıntının içinde “dengede kalabilme” becerisidir.

Mutluluk bir yaşamda kalma ve daha iyisini isteme ve huzur bulma biçimidir.

Bu sözün sahibi olan Horatius, aynı zamanda ünlü “günü yakala” felsefesinin de babasıdır.

"Günü yakala" demek, sadece eğlenmek değil, içinde bulunulan “anın” sorumluluğunu alıp onu "yaşanır" kılmaktır.

Nehir asla durmayacak. Eğer karşı kıyıya geçmek istiyorsak, akıntıya “rağmen” suya girmeli ve yüzmeyi “öğrenmeliyiz”.

Mutluluğu ertelemeyin, demek çok kolay. Nasıl olacak?

İnsan nasıl düşünmeli ve davranmalıdır? Yaşam koşulları nasıl olmalıdır?

"Mutlu ol" demek, birine "fırtınada ıslanma" demek kadar soyut kalabiliyor.

Ekonomik zorluklar, kişisel sorumluluklar ve belirsizlikler varken, çaresiz kalmışken…

Ancak mutluluk bir sonuç değil, bir “zihinsel” ve “stratejik” bir yaşam biçimidir.

Mutluluğu ertelememek için “somut” adımları atmak ve iç dünyamızı ona göre bir düzene sokmamız gerekir.

Mutluluk sanıldığı gibi “maddi varlıkla”, “parayla, mülkle” olacak bir durum “değildir”.

İnsan zihni genellikle "Eğer ... olursa, mutlu olacağım" şeklinde şartlı bir yapı kurar.

Bu tuzağı kırmak için düşünce biçiminizi "Eğer"den "Rağmen"e taşımalıyız.

Yaşamın %100 sorunsuz olduğu bir an “hiç gelmeyecek”.

Zihninizi, kargaşalıkların ortasında küçük bir “huzur adası” bulmaya alıştırmalısınız. Mükemmel olmayı terk edin: 

Yaşadığınız zorlukları "mutluluğun önündeki engel" olarak değil, "yaşamın ayrıntıları" olarak görün.

Ayrıntılar değişir, ama oyun devam eder.

Mutluluğu büyük bir olay olarak beklemek yerine, onu küçük parçalara ayırabiliriz. (piyango çıkması, terfi almak)

Gün içinde sizi 5 dakika bile olsa “iyi hissettiren” şeyleri birer "görev" gibi ciddiye alın. (iyi bir kahve, bir şarkı, sevdiğiniz biriyle kısa bir sohbet)

Mutluluk genellikle zamanın nasıl geçtiğini “anlamadığımız” anlarda gizlidir.

Sizi zorlayan ama yeteneklerinize uygun bir uğraş zihni "şimdi"ye getirir. (hobiler, yazı yazmak, bir şeyler tamir etmek)

"Bir gün yaparım" dediğiniz o küçük yürüyüşü veya o aramayı bugün yapın. Bekleyen her küçük iş, zihinde bir enerji kaçağıdır.

Yapmak istediklerimizi, bizi mutlu edecek “şeyleri” geriye atmadan uygulamaya çalışın.

Yaşam koşullarının mutluluk üzerindeki etkisi “yadsınamaz”, ancak bu etki sanıldığından “daha sınırlıdır”.

Elbette barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçların karşılanması gerekir.

Ancak bir kez "güvenli" bölgeye geçildiğinde, eşyaların artması mutluluğu artırmaz; aksine onların bakımı ve korunması kaygıyı artırır.

Daha da çok ve kaliteli “şey”ler istenmeye başlanır. Maddi istekler hep çoğalır.

Koşullarınızı iyileştirmek istiyorsanız “eşya biriktirmek” yerine “insan biriktirin” diye söylenilen bir tanımlama var ya işte öyle… İyi insanlarla tanışıp, güvenilir, sıcak dostluklar edinin.

Güçlü toplumsal bağlar, sıcak dostluklar zor zamanlarda nehrin akıntısına karşı bize yardımcı olacak en sağlam halatınızdır.

Karmaşık bir yaşam, sürekli karar yorgunluğu demektir. Yaşam alanınızı ve günlük düzenli yapılanları ne kadar sadeleştirirseniz, “mutluluğa” o kadar “yer açılır”.

Irmaktan karşıya geçmek için suyun azalmasını “beklemek yerine” şunu yapabilirsiniz: 

Bugün dizlerinize kadar suya girin. Ve adım adım, az az da olsa ilerlemeye ve tüm bedeninizi kullanmaya çalışın. Eğer ister ve çabalarsanız karşıya geçebilirsiniz.

Eğer hedefimiz mutlu olmak ise bunun için kendimizi ruhen ve zihnen hazırlamalı ve geliştirmeliyiz.

Yaşadığımız çevre, aile, toplum ve ülke de insanların “genel mutluluğunu” doğrudan etkiler.

Kendinize şu soruyu sorun: "Yaşamımın tüm sorunları çözülmeden, sadece “şu anki koşullarım” dahilinde bugün kendimi 15 dakika bile olsa nasıl 'yaşıyor' hissedebilirim?"

Mutluluğun dayandığı temel alan, oluşması ve elde edilmesi görüldüğü gibi zihnimize, ruhumuza ve öz benliğimize bağlıdır.

Sorunlar, çaresizlikler, sıkıntılar “elimizden geldiğince” analitik düşünce yolu ile “sıralı bir sorgulama” ve inceleme ile ele alınmalıdır. Karışıklıklarla dolu bir düşünce sitemi huzursuzluk yaratır ve mutlu olmamıza engel olur.

Bunun için iç dünyamızı dengeli, huzurlu ve sakin bir düzene sokmalıyız. Devamlı bir konuyu, bir olayı zihnimizde evirip, çevirip, düşünür isek sağlığımız bozulur.

Mutlu insanlar ile “mutluluklar ülkesi” oluşabilir; biz de birey olarak bunu istemeli ve hedefleyip, çabalamalı, üretmeli ve “kendimizi geliştirmeliyiz”.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.22, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.  (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yapanın adı ve soyadı: