. MUTLU OLMAYI İSTERKEN
Bir
yerde okudum: “Antik Roma şairi Horatius "Mutlu olmayı yarına bırakmak,
karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Oysa nehir akmaya devam
eder...” demiş.
Horatius’un
bu sözü “erteleme hastalığına” ve yaşamın doğasına dair yapılmış en “zamansız” saptamalardan
biridir.
Nehir,
“yaşamın” kendisidir; dinamiktir, durmaksızın akar ve bizim planlarımıza göre
yolunu “değiştirmez”.
Çoğumuz
"Şu iş bitsin sonra mutlu olacağım", "Borçlar kapansın sonra
dinleneceğim" veya "Çocuklar büyüsün sonra kendime vakit
ayıracağım" deriz. Horatius’un köylüsü gibi, suyun çekilmesini bekleriz.
Ancak yaşam, sorunların tamamen bittiği bir "kuraklık" dönemi vaat
etmez.
Koşulların
mükemmelleşmesini beklemek bir hayaldir
Biz
nehrin durmasını beklerken hem nehir eski nehir olmaktan çıkar hem de biz “eski
biz” olmayı bırakırız. Yarın geldiğinde, bugünkü heyecanımızı veya enerjimizi
bulamayabiliriz.
Eğer
karşıya geçmek istiyorsak, ıslanmayı göze almamız gerekir. Mutluluk nehrin
ötesindeki kıyıda bizi bekleyen sabit bir “nesne” değil, akıntının içinde “dengede
kalabilme” becerisidir.
Mutluluk
bir yaşamda kalma ve daha iyisini isteme ve huzur bulma biçimidir.
Bu
sözün sahibi olan Horatius, aynı zamanda ünlü “günü yakala”
felsefesinin de babasıdır.
"Günü
yakala" demek, sadece eğlenmek değil, içinde bulunulan “anın”
sorumluluğunu alıp onu "yaşanır" kılmaktır.
Nehir
asla durmayacak. Eğer karşı kıyıya geçmek istiyorsak, akıntıya “rağmen” suya
girmeli ve yüzmeyi “öğrenmeliyiz”.
Mutluluğu
ertelemeyin, demek çok kolay. Nasıl olacak?
İnsan
nasıl düşünmeli ve davranmalıdır? Yaşam koşulları nasıl olmalıdır?
"Mutlu
ol" demek, birine "fırtınada ıslanma" demek kadar soyut
kalabiliyor.
Ekonomik
zorluklar, kişisel sorumluluklar ve belirsizlikler varken, çaresiz kalmışken…
Ancak
mutluluk bir sonuç değil, bir “zihinsel” ve “stratejik”
bir yaşam biçimidir.
Mutluluğu
ertelememek için “somut” adımları atmak ve iç dünyamızı ona göre bir düzene
sokmamız gerekir.
Mutluluk
sanıldığı gibi “maddi varlıkla”, “parayla, mülkle” olacak bir durum “değildir”.
İnsan
zihni genellikle "Eğer ... olursa, mutlu olacağım" şeklinde şartlı
bir yapı kurar.
Bu
tuzağı kırmak için düşünce biçiminizi "Eğer"den
"Rağmen"e taşımalıyız.
Yaşamın
%100 sorunsuz olduğu bir an “hiç gelmeyecek”.
Zihninizi,
kargaşalıkların ortasında küçük bir “huzur adası” bulmaya alıştırmalısınız. Mükemmel
olmayı terk edin:
Yaşadığınız
zorlukları "mutluluğun önündeki engel" olarak değil, "yaşamın ayrıntıları"
olarak görün.
Ayrıntılar
değişir, ama oyun devam eder.
Mutluluğu
büyük bir olay olarak beklemek yerine, onu küçük parçalara ayırabiliriz. (piyango
çıkması, terfi almak)
Gün
içinde sizi 5 dakika bile olsa “iyi hissettiren” şeyleri birer
"görev" gibi ciddiye alın. (iyi bir kahve, bir şarkı, sevdiğiniz
biriyle kısa bir sohbet)
Mutluluk
genellikle zamanın nasıl geçtiğini “anlamadığımız” anlarda gizlidir.
Sizi
zorlayan ama yeteneklerinize uygun bir uğraş zihni "şimdi"ye getirir.
(hobiler, yazı yazmak, bir şeyler tamir etmek)
"Bir
gün yaparım" dediğiniz o küçük yürüyüşü veya o aramayı bugün yapın.
Bekleyen her küçük iş, zihinde bir enerji kaçağıdır.
Yapmak
istediklerimizi, bizi mutlu edecek “şeyleri” geriye atmadan uygulamaya çalışın.
Yaşam
koşullarının mutluluk üzerindeki etkisi “yadsınamaz”, ancak bu etki
sanıldığından “daha sınırlıdır”.
Elbette
barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçların karşılanması gerekir.
Ancak
bir kez "güvenli" bölgeye geçildiğinde, eşyaların artması mutluluğu
artırmaz; aksine onların bakımı ve korunması kaygıyı artırır.
Daha
da çok ve kaliteli “şey”ler istenmeye başlanır. Maddi istekler hep çoğalır.
Koşullarınızı
iyileştirmek istiyorsanız “eşya biriktirmek” yerine “insan biriktirin”
diye söylenilen bir tanımlama var ya işte öyle… İyi insanlarla tanışıp,
güvenilir, sıcak dostluklar edinin.
Güçlü
toplumsal bağlar, sıcak dostluklar zor zamanlarda nehrin akıntısına karşı bize
yardımcı olacak en sağlam halatınızdır.
Karmaşık
bir yaşam, sürekli karar yorgunluğu demektir. Yaşam alanınızı ve günlük düzenli
yapılanları ne kadar sadeleştirirseniz, “mutluluğa” o kadar “yer açılır”.
Irmaktan
karşıya geçmek için suyun azalmasını “beklemek yerine” şunu
yapabilirsiniz:
Bugün
dizlerinize kadar suya girin. Ve adım adım, az az da olsa ilerlemeye ve tüm
bedeninizi kullanmaya çalışın. Eğer ister ve çabalarsanız karşıya
geçebilirsiniz.
Eğer
hedefimiz mutlu olmak ise bunun için kendimizi ruhen ve zihnen hazırlamalı ve
geliştirmeliyiz.
Yaşadığımız
çevre, aile, toplum ve ülke de insanların “genel mutluluğunu” doğrudan etkiler.
Kendinize
şu soruyu sorun: "Yaşamımın tüm sorunları çözülmeden, sadece “şu
anki koşullarım” dahilinde bugün kendimi 15 dakika bile olsa nasıl 'yaşıyor'
hissedebilirim?"
Mutluluğun
dayandığı temel alan, oluşması ve elde edilmesi görüldüğü gibi zihnimize,
ruhumuza ve öz benliğimize bağlıdır.
Sorunlar,
çaresizlikler, sıkıntılar “elimizden geldiğince” analitik düşünce yolu ile “sıralı
bir sorgulama” ve inceleme ile ele alınmalıdır. Karışıklıklarla dolu bir
düşünce sitemi huzursuzluk yaratır ve mutlu olmamıza engel olur.
Bunun
için iç dünyamızı dengeli, huzurlu ve sakin bir düzene sokmalıyız. Devamlı bir
konuyu, bir olayı zihnimizde evirip, çevirip, düşünür isek sağlığımız bozulur.
Mutlu
insanlar ile “mutluluklar ülkesi” oluşabilir; biz de birey olarak bunu istemeli
ve hedefleyip, çabalamalı, üretmeli ve “kendimizi geliştirmeliyiz”.
. Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.22, İS.
. YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
. (YZ
destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yapanın adı ve soyadı: