23 Ocak 2026 Cuma

BİLENİ RED ETMEK

 .   "BİLGİSİZLİK" VE BİLENİ RED
.   Öğrenmeye, okumaya, araştırmalara önem veren kişi "olmadığı halde" bilen bir kişinin önerilerine kendisini "kitleyen" ve ne denilirse denilsin onların hiç birine kulak asmayan, hep kendi bildiğine inanan kişiler "bir sorunu olduğunda" bile  uzmanları dinlemez.
.   Bunun temel düşünce yapısındaki yeri nedir?
.   Bu durum, psikoloji ve bilişsel bilimlerde oldukça derin kökleri olan bir direnç biçimidir. Bir kişinin hem bilgisiz olup hem de uzman görüşüne kendini tamamen kapatması, genellikle tek bir nedenden değil, birkaç "psikolojik mekanizmanın" birleşmesinden kaynaklanır.
A) Bu düşünce yapısının temel taşlarını şu başlıklarla inceleyebiliriz:
1. Dunning-Kruger Etkisi
Bu tablonun en yaygın bilimsel karşılığı Dunning-Kruger Etkisi'dir.
Bu teoriye göre, bir konuda "yetkinliği az" olan kişiler, kendi yetersizliklerini "fark etme becerisinden" yoksundur.
-Paradoks: Bir konuyu ne kadar az bilirseniz, o konunun ne kadar karmaşık olduğunu o kadar az anlarsınız. Bu da kişide "her şeyi çözdüğü" illüzyonunu yaratır.
-Sonuç: Uzman kişi karmaşıklıktan söz ettiğinde karşıdaki kişi bunu "boş konuşmak" veya "konuyu saptırmak" olarak algılar.
2. Bilişsel Esneklik Eksikliği ve Katılık
.   Bazı insanlar için yeni bir bilgiyi kabul etmek, sadece bir veriyi güncellemek değil, tüm dünya görüşünü sarsan bir tehdittir.
-Ego Savunması: Kendi bildiğine aşırı tutunma, aslında içsel bir "güvensizliğin" maskesidir. Bilmediğini kabul etmek, bu kişiler için bir "yenilgi" veya "zayıflık" olarak kodlanır.
-Bilişsel Çelişki: Mevcut inançlarıyla çelişen bir uzman görüşü geldiğinde, beyin bu huzursuzluğu (stresi) dindirmek için uzmanı değersizleştirme yoluna gider: "O ne anlar ki?", "Kitap okumakla yaşam öğrenilmez", diyedüşünür.
3. "Epistemik Kibir" (Bilgi Kibri)
.   Bu, kişinin "kendi sezgilerini" veya "sınırlı tecrübesini", sistematik veriden ve bilimsel uzmanlıktan "üstün" görmesidir.
-Tecrübe Tuzağı: "Ben 40 senedir böyle yapıyorum" diyerek, tesadüfen elde edilmiş başarıları mutlak doğru sanırlar.
-Sezgisel Güven: Araştırma yapmayan kişiler, genellikle "rasyonel akıl yürütme" yerine duygularına ve sezgilerine güvenirler.
Duygu temelli inançlar, mantıklı argümanlarla yıkılması en zor olanlardır.
TEMELDEKİ İNANÇ NEDİR?
.   Bu kişilerin zihninde genellikle şu kök inanç yatar:
-"Dünya basit bir yerdir ve benim gördüğüm her şey gerçeğin ta kendisidir."
.   Araştırma yapmaya veya uzman dinlemeye gerek duymazlar çünkü gerçeğin "apaçık" ortada olduğunu ve uzmanların, doğruları bilenlerin işi sadece zorlaştırdığını düşünürler.
.   Bu bir tür "Bilişsel Kapanma" halidir.
.   Belirsizliğe tahammülleri olmadığı için, yanlış da olsa "kesin" bir bilgiye tutunmak, uzmanın getirdiği "şüphe payı içeren" doğru bilgiye inanmaktan daha güvenli hissettirir.
.   Bu tür bir yaklaşıma sahip kişilerle nasıl iletişim kurulabileceği (ikna teknikleri) üzerine de düşünebiliriz.

B) YETERSİZ, YETENEKSİZ, "BİLGİ DÜZEYİ DÜŞÜK VE "KULAKTAN DUYMA BİLGİLERLE" KONUŞAN KİŞİ:
.   Kendisine böylesine bir yapı kurmuş olan kişi bilgisizliğini ve kültürel düzeyini düşük olduğunu saklamak için önüne bir duvar oluşturur ve "ben bilirim, başkasının bana akıl vermesini istemem" diyebilir.
.   Psikolojide bu durum, kişinin kendi içindeki "yetersizlik şemasıyla" başa çıkmak için geliştirdiği bir aşırı telafi mekanizmasıdır.
.   Kişi, aslında derinlerde bir yerde bilgisizliğinin fark edilmesinden ölesiye korktuğu için, bu korkuyu "mutlak bir özgüven" maskesiyle örter.
.   Bu savunma duvarının arkasında yatan temel dinamikleri şöyle açabiliriz:
.  Bu kişiler için "bilmiyorum" demek ya da bir uzmanın tavsiyesini kabul etmek, kurdukları "sahte otorite" kalesinin yıkılması demektir.
-Yansıtma: Kendi cehaletini kabul etmek yerine, karşıdaki kişinin bilgisini "ukalalık" veya "gereksiz ayrıntı" olarak yaftalayıp dışarı yansıtır.
-Değersizleştirme: Bilginin değerini düşürür. "Kitabi bilgiler hayatta işlemez" veya "Diploması var ama hayatı bilmiyor" diyerek uzmanı kendi seviyesine çekmeye çalışır.
.  Bilgisini sadece kulaktan dolma verilerle inşa eden birinin bilgi yapısı pamuk ipliğine bağlıdır. Bu yapıya yeni ve sağlam bir tuğla eklemeye kalktığınızda (doğru bilgiyi verdiğinizde), tüm yapı sarsılır.
-Kişi bu sarsıntıyı yaşamamak için: Dışarıdan gelecek her türlü veriye zihnini mühürler.
Sadece kendi inançlarını doğrulayan kişileri dinler (Onaylama Yanlılığı).
Başkalarından akıl almayı bir "teslimiyet" veya "statü kaybı" olarak görürler.
.   Onlar için iletişim bir bilgi alışverişi değil, bir güç savaşıdır. 
"Ben bilirim" demek, "Bu alanın hakimi benim ve kimse beni yönetemez" mesajını vermektir.
Bu, kontrolü elinde tutma çabasıdır.
.   Bu kişiler bir sorun yaşadıklarında bile uzmanı dinlemezler, çünkü sorunun çözülmesinden daha önemli bir öncelikleri vardır: Haklı çıkmak…
-"Hatalı bir şekilde haklı kalmak, doğru bir şekilde haksız duruma düşmekten daha tatlı gelir."
.   Bu düşünce yapısı, kişiyi zamanla sosyal ve zihinsel bir izolasyona sürükler. Çünkü gerçek bilgi akışının durduğu yerde gelişim de durur.
.   Bu tür bir karakterle kişisel veya profesyonel bir alanda (örneğin iş yerinde veya aile içinde) karşı karşıya iseniz, bu "duvarı" aşmak için kullanılabilecek bazı yöntemler bulmak yararlı olur. (Sokratik sorgulama gibi)
.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2026.01.22, MŞ.
    .    YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.   . (AI-YZ-Araştırma ve incelemeye dayanan değerlendirme yazım.)