. "BİLGİSİZLİK" VE BİLENİ RED
. Öğrenmeye, okumaya, araştırmalara önem veren
kişi "olmadığı halde" bilen bir kişinin önerilerine kendisini "kitleyen"
ve ne denilirse denilsin onların hiç birine kulak asmayan, hep kendi bildiğine
inanan kişiler "bir sorunu olduğunda" bile uzmanları dinlemez.
. Bunun temel düşünce yapısındaki yeri nedir?
. Bu durum, psikoloji ve bilişsel bilimlerde
oldukça derin kökleri olan bir direnç biçimidir. Bir kişinin hem bilgisiz olup
hem de uzman görüşüne kendini tamamen kapatması, genellikle tek bir nedenden
değil, birkaç "psikolojik mekanizmanın" birleşmesinden kaynaklanır.
A) Bu
düşünce yapısının temel taşlarını şu başlıklarla inceleyebiliriz:
1. Dunning-Kruger Etkisi
Bu tablonun
en yaygın bilimsel karşılığı Dunning-Kruger
Etkisi'dir.
Bu teoriye
göre, bir konuda "yetkinliği az" olan kişiler, kendi
yetersizliklerini "fark etme becerisinden" yoksundur.
-Paradoks: Bir
konuyu ne kadar az bilirseniz, o konunun ne kadar karmaşık olduğunu o kadar az
anlarsınız. Bu da kişide "her şeyi çözdüğü" illüzyonunu yaratır.
-Sonuç: Uzman kişi
karmaşıklıktan söz ettiğinde karşıdaki kişi bunu "boş konuşmak" veya
"konuyu saptırmak" olarak algılar.
2. Bilişsel
Esneklik Eksikliği ve Katılık
. Bazı insanlar için yeni bir bilgiyi kabul
etmek, sadece bir veriyi güncellemek değil, tüm dünya görüşünü sarsan bir tehdittir.
-Ego Savunması:
Kendi bildiğine aşırı tutunma, aslında içsel bir "güvensizliğin"
maskesidir. Bilmediğini kabul etmek, bu kişiler için bir "yenilgi"
veya "zayıflık" olarak kodlanır.
-Bilişsel Çelişki:
Mevcut inançlarıyla çelişen bir uzman görüşü geldiğinde, beyin bu huzursuzluğu
(stresi) dindirmek için uzmanı değersizleştirme yoluna gider: "O ne anlar
ki?", "Kitap okumakla yaşam öğrenilmez", diyedüşünür.
3.
"Epistemik Kibir" (Bilgi Kibri)
. Bu, kişinin "kendi sezgilerini"
veya "sınırlı tecrübesini", sistematik veriden ve bilimsel
uzmanlıktan "üstün" görmesidir.
-Tecrübe Tuzağı:
"Ben 40 senedir böyle yapıyorum" diyerek, tesadüfen elde edilmiş
başarıları mutlak doğru sanırlar.
-Sezgisel Güven:
Araştırma yapmayan kişiler, genellikle "rasyonel akıl yürütme" yerine
duygularına ve sezgilerine güvenirler.
Duygu temelli
inançlar, mantıklı argümanlarla yıkılması en zor olanlardır.
TEMELDEKİ İNANÇ NEDİR?
. Bu kişilerin zihninde genellikle şu kök
inanç yatar:
-"Dünya basit bir yerdir ve benim
gördüğüm her şey gerçeğin ta kendisidir."
. Araştırma yapmaya veya uzman dinlemeye gerek
duymazlar çünkü gerçeğin "apaçık" ortada olduğunu ve uzmanların,
doğruları bilenlerin işi sadece zorlaştırdığını düşünürler.
. Bu bir tür "Bilişsel Kapanma" halidir.
. Belirsizliğe tahammülleri olmadığı için,
yanlış da olsa "kesin" bir bilgiye tutunmak, uzmanın getirdiği
"şüphe payı içeren" doğru bilgiye inanmaktan daha güvenli
hissettirir.
. Bu tür bir yaklaşıma sahip kişilerle nasıl
iletişim kurulabileceği (ikna teknikleri) üzerine de düşünebiliriz.
B) YETERSİZ, YETENEKSİZ,
"BİLGİ DÜZEYİ DÜŞÜK VE "KULAKTAN DUYMA BİLGİLERLE" KONUŞAN KİŞİ:
.
Kendisine böylesine bir yapı
kurmuş olan kişi bilgisizliğini ve kültürel düzeyini düşük olduğunu saklamak
için önüne bir duvar oluşturur ve "ben bilirim, başkasının bana akıl
vermesini istemem" diyebilir.
. Psikolojide bu durum, kişinin kendi
içindeki "yetersizlik
şemasıyla" başa çıkmak için geliştirdiği bir aşırı telafi mekanizmasıdır.
. Kişi, aslında derinlerde bir yerde
bilgisizliğinin fark edilmesinden ölesiye korktuğu için, bu korkuyu
"mutlak bir özgüven" maskesiyle örter.
. Bu savunma duvarının arkasında yatan temel
dinamikleri şöyle açabiliriz:
. Bu kişiler için "bilmiyorum" demek
ya da bir uzmanın tavsiyesini kabul etmek, kurdukları "sahte otorite"
kalesinin yıkılması demektir.
-Yansıtma: Kendi
cehaletini kabul etmek yerine, karşıdaki kişinin bilgisini "ukalalık"
veya "gereksiz ayrıntı" olarak yaftalayıp dışarı yansıtır.
-Değersizleştirme: Bilginin değerini düşürür. "Kitabi bilgiler
hayatta işlemez" veya "Diploması var ama hayatı bilmiyor"
diyerek uzmanı kendi seviyesine çekmeye çalışır.
. Bilgisini sadece kulaktan dolma verilerle
inşa eden birinin bilgi yapısı pamuk
ipliğine bağlıdır. Bu yapıya yeni ve sağlam bir tuğla eklemeye
kalktığınızda (doğru bilgiyi verdiğinizde), tüm yapı sarsılır.
-Kişi
bu sarsıntıyı yaşamamak için: Dışarıdan gelecek her türlü veriye zihnini mühürler.
Sadece
kendi inançlarını doğrulayan kişileri dinler (Onaylama Yanlılığı).
Başkalarından
akıl almayı bir "teslimiyet" veya "statü kaybı" olarak
görürler.
. Onlar için iletişim bir bilgi alışverişi
değil, bir güç savaşıdır.
"Ben
bilirim" demek, "Bu alanın hakimi benim ve kimse beni yönetemez"
mesajını vermektir.
Bu,
kontrolü elinde tutma çabasıdır.
. Bu kişiler bir sorun yaşadıklarında bile
uzmanı dinlemezler, çünkü sorunun çözülmesinden daha önemli bir öncelikleri
vardır: Haklı çıkmak…
-"Hatalı
bir şekilde haklı kalmak, doğru bir şekilde haksız duruma düşmekten daha tatlı
gelir."
. Bu düşünce yapısı, kişiyi zamanla sosyal ve zihinsel bir izolasyona sürükler.
Çünkü gerçek bilgi akışının durduğu yerde gelişim de durur.
. Bu tür bir karakterle kişisel veya
profesyonel bir alanda (örneğin iş yerinde veya aile içinde) karşı karşıya
iseniz, bu "duvarı" aşmak için kullanılabilecek bazı yöntemler
bulmak yararlı olur. (Sokratik
sorgulama gibi)
. Öğretmen Gönen ÇIBIKCI,
2026.01.22,
MŞ.
. YAZININ
TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
. .
(AI-YZ-Araştırma ve incelemeye dayanan değerlendirme yazım.)