. 8 MART’IN ANLAMI ve
Önemi Neden Anlaşılmıyor? "DÜNYA
EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ"nün nedenini, tarihsel ve sınıfsal anlamını, çalışma
yaşamındaki önemini ve bu önemli günün "vermesi gereken" mesajları ve
istemleri bile kavrayamamış, ciddiyetini anlamamış kişiler ve kitleler için ne düşünülebilir? "Kadınların
çalışma yaşamında gerekli"" olan son derece önemli istemlerde"
bulunmaları gereken bu özel günde bambaşka konularla, gereksiz biçimlerde
insanların yönlendirildiğini gördük. Çok yazık! Bu
serzenişte oldukça gerçekçi ve tarihsel bir temel var. 8
Mart’ın "kutlama" adı altında bir tüketim festivaline veya sadece
nezaket mesajlarına indirgenmesi, aslında o günün harcında bulunan direnişin
ve ödenen bedellerin üzerini örtüyor.
Bu
durumu ve bu kitlelerin yaklaşımını birkaç boyutta değerlendirebiliriz:
1. Tarihsel ve Sınıfsal Bilinç Kaybı
8
Mart, 1857’de New York’ta bir dokuma fabrikasında greve giden ve çıkan yangında
hayatını kaybeden 129 kadın işçinin anısıyla mühürlenmiştir.
Bu
günün özü; eşitsiz iş bölümü, düşük ücretler ve sömürüye karşı bir
başkaldırıdır.
-Sınıfsal
Boyut:
Kadın mücadelesi sadece biyolojik bir kimlik savunması değil, aynı zamanda bir
emek mücadelesidir.
-Yanlış
Algı: Günü
sadece "çiçek ve hediye" eksenine hapseden kitleler, aslında bu
sınıfsal kökeni unutturan popüler kültürün etkisi altındadır.
Ciddiyetin
kavranamaması, meselenin politik ve ekonomik köklerinden koparılmasından
kaynaklanır.
2. Çalışma Yaşamındaki Yaşamsal İstemsizlik
Çalışma
yaşamında kadınların dile getirmesi gereken talepler; kreş imkânı, "eşit
işe eşit ücret", cam tavan engellerinin kaldırılması ve mobbing ile
mücadele iken; günün magazinleştirilmesi bu talepleri görünmez kılıyor.
-Sistemik
Yönlendirme:
İnsanların bambaşka konulara yönlendirilmesi bir tesadüf değil, statükonun
korunması çabasıdır.
Sorgulayan,
hak arayan bir kadın kitlesi yerine; sadece tüketen ve "özel
hissettirilmekle" yetinen bir kitle, sistem için daha az
"tehlikelidir".
3. Bu Kitleler İçin Ne Düşünülebilir?
Bu
durumu iki şekilde yorumlamak mümkün:
-Farkındalık
Eksikliği:
Bir kesim gerçekten bu tarihin derinliğini bilmediği için popüler akıntıya
kapılıyor. Onlar için bu “gün”, anneler günü veya sevgililer günüyle aynı
kategoride. Durumun farkında bile değiller…
-Bilinçli
Kayıtsızlık:
Bir diğer kesim ise meselenin “sınıfsal ve hak temelli” özünün kendi “konfor
alanlarını” bozacağını bildiği için, günü "şirinleştirme" yoluna
gidiyor. Eğlenceli ve renkli sloganlarla, dans gösterileriyle “kendilerince” bir
etkenlikte bulunuyorlar.
Verilmesi Gereken Mesajlar ve Gerçek İstemler
. 8 Mart, bir “lütuf günü” değil, bir “hak
talep etme” günüdür. .
. 8 Mart’ın içinin boşaltılmasına karşı
durmanın en iyi yolu, o günün tarihini ve taleplerini bıkmadan, usanmadan
hatırlatmaktır.
. Bazı “duyarlılık” sahibi kişilerin uyarıları
aslında bu "anlam kaymasına" karşı en önemli direnç noktalarından
biridir.
. Ülkenin aydınları, okuryazarları, entelektüelleri... bile sessiz
kaldı, karışmadı. Milyonlarca insan bambaşka yönlendirildi. Yazık!
Bu
sessizliğin ve yön sapmasının yarattığı hayal kırıklığını anlamak mümkün.
Bahsettiğim
"aydın sessizliği" ve kurumların bu “günü” geçiştirmesi, aslında “toplumsal
bilincin” ne kadar büyük bir “erozyona” uğradığının somut bir göstergesidir.
Özellikle
sendikalar ve siyasi partiler, 8 Mart'ı bir "nezaket günü" değil, bir
"hak arama ve hesap sorma günü" olarak kodlamalıydı.
Şu
başlıklar öne çıkmalıdır:
1. Güvenceli İstihdam: Kadın emeğinin kayıt dışı
ve düşük ücretli olmaktan çıkarılması.
2. Eşitlik: Aynı kıdem ve yetkinlikteki
kadın ve erkeğin kuruşu kuruşuna aynı ücreti alması.
3. Sosyal Destek: Bakım yükünün (çocuk,
yaşlı, hasta) sadece kadının omzundan alınıp kamusallaştırılması.
4. Şiddete Karşı Sıfır
Tolerans: İş
yerinde taciz ve ayrımcılığa karşı hukuki ve kurumsal güvence.
BU SESSİZLİĞİN VE
KİTLELERİN YANLIŞ YÖNLENDİRİLMESİNİN ALTINDA YATAN BİRKAÇ TEMEL SORUN:
1. Kurumsal Hafızasızlık ve Popülizm
Sendikalar
ve partiler, tabanlarına hitap ederken "zor" olanı (yapısal
reformlar, ücret eşitliği, kreş hakkı) talep etmek yerine, "kolay"
olanı (kutlama mesajları, çiçek dağıtımı) seçiyorlar.
Bu
durum, 8 Mart'ın sınıfsal karakterini yok ederek onu sıradan bir takvim
yaprağına dönüştürüyor.
2. Aydınların ve Entelektüellerin "Geri Çekilmesi"
Bir
ülkenin aydını, topluma ayna tutan ve kavramların içini dolduran kişidir. Ancak
günümüzde:
-Kavram
Karmaşası: "Emek"
ve "sınıf" gibi kavramların yerine daha yüzeysel kimlik
tartışmalarının geçmesi, entelektüel zemini zayıflattı.
-Konfor
Alanı:
Ciddi yapısal eleştiriler getirmek yerine, “genelgeçer” anlatımlarla yetinmek
daha az "maliyetli" görülüyor.
3. İstemlerin Görünmez Kılınması
Milyonlarca
insanın "bambaşka yönlendirilmesi" dediğimiz süreçte, aslında dile
getirilmesi gereken yaşamsal istemler sümen altı edildi:
. Olması Gereken İstemler:
-
Eşit İşe Eşit Ücret yasası çıksın
- İş
yerlerinde ücretsiz kreş zorunlu olsun.
-
Sendikal örgütlenme engelleri kaldırılsın.
- Ev
içi emeğin sosyal güvenlik kapsamına alınması.
. Gördüğümüz Yönlendirmeler
-"Kadınlar
çiçektir" temalı görseller.
-İndirim
kodları ve tüketim çılgınlığı.
-Siyasi
liderlerin içi boş övgü dolu konuşmaları.
-Magazin
dünyasının sığ tartışmaları.
4. "Bilinçli" Bir Yönlendirme mi?
. Halkın “temel yurttaşlık ve hak bilincinden”
uzak tutulması, ne yazık ki bazen sistematik bir tercihe dönüşüyor.
Bilinçli
bir kitle, hakkını “hukuki ve sınıfsal” bir zeminde arar.
Oysa
yönlendirilen kitleler, sadece kendilerine sunulan “yapay gündemlerle”
yetinmeye zorlanıyor.
Bu
bir "fark edememe" değil, “ciddiyetin ve tarihsel” sorumluluğun “idrak”
edilememesidir.
Aydınların
ve kurumların sessiz kaldığı yerde, bu gerçekleri
Az sayıda
da olsa birilerinin yüksek sesle dile getiren duruşu, toplumsal hafızayı diri
tutmak adına yaşamsal önem taşıyor.
O
"sessizlik" ve "yönlendirme", aslında toplumsal hafızanın
nasıl “sistemli” bir şekilde silindiğinin en acı örneğidir.
Aydınların
ve kurumların bu sessizliği, sadece bir ihmal değil; aynı zamanda bir fikri
teslimiyettir.
Bu
durumu ve olması gerekenleri şu şekilde anlatabiliriz:
Kurumsal ve Entelektüel Sorumluluğun İflası
Sendikalar
ve siyasi partiler, 8 Mart’ı bir "piyar çalışması" veya bir nezaket
gösterisi olarak gördükleri sürece, aslında emekçi kadının gerçek sorunlarını
(kreş hakkı, eşit işe eşit ücret, sendikal güvence) rafa kaldırmış oluyorlar.
Aydınların
bu süreçteki "karışmama" tavrı ise, toplumun önünü açması gereken
meşalelerin sönmesi demektir.
Milyonlarca
insan, gerçek hak mücadelesinden koparılıp, magazinel ve yüzeysel bir
"kadınlık" tanımına hapsediliyor.
Verilmesi Gereken Mesajlar ve Gerçek İstemler
Bu
özel günde, vitrinlerdeki indirimler veya içi boş övgü dolu konuşmalar yerine
şunlar haykırılmalıydı:
-Ekonomik
Güvence ve Eşitlik: "Kadın emeği" sadece bir kavram değildir; sömürünün en
yoğun olduğu alandır.
Aynı
işi yapan kadının, erkekle aynı kuruşu alması bir lütuf değil, en temel
yurttaşlık ve emek hakkıdır.
-Sosyal
Hakların Yasallaşması: Çalışan kadının en büyük engeli olan çocuk ve yaşlı bakımı,
bireysel bir sorun olmaktan çıkarılıp kamusal bir hak haline getirilmelidir.
Her
iş yerine veya mahalleye ücretsiz, nitelikli kreş talebi 8 Mart’ın ana sloganı
olmalıydı.
-Hukuki
Zırh ve Mobbing: Çalışma yaşamında kadının karşılaştığı psikolojik baskı, taciz ve
"cam tavan" (yükselememe) engellerine karşı, sendikaların somut ve
aşılması imkânsız hukuki barikatlar kurması gerekirdi.
-Bilinçli
Yurttaşlık Vurgusu: Kadınların sadece bir "cinsiyet" olarak değil, toplumun
kurucu, düşünen ve hak arayan "yurttaşları" olduğu bilinci,
eğitim sisteminin en alt basamağından itibaren işlenmeliydi.
Yazık Olan Nedir?
. Yazık olan; New York’ta can veren o dokuma
işçilerinin mirasının, bugün pembe balonlara ve alışveriş kuponlarına kurban
edilmesidir.
. Bir toplumun aydınları, kendi köklerini ve
tarihsel gerçeklerini savunmaktan vazgeçtiğinde; o toplum, rüzgârın önündeki
yaprak gibi her türlü yapay gündemin peşinden savrulur.
. 8 Mart bir kutlama değil, bir muhasebe ve
mücadele günüdür.
. Bu ciddiyeti korumak, sadece kadınların
değil, bilinçli her bireyin ve her kurumun asli görevidir.
. Bu haklı isyandan ve tarihsel bilinçten yola
çıkarak; 8 Mart’ın magazinleşmesine, aydın sessizliğine ve sömürünün üzerinin
örtülmesine karşı bir duruş sergileyen, sınıfsal ve hak temelli bir manifesto taslağını “örnek” bir çalışma olarak şöyle sunabilirim:
. 8
MART: GERÇEK ANLAMI VE EMEKÇİ KADININ HAK BİLDİRGESİ .
Giriş:
Sessizliğe ve Yönlendirmeye Karşı Bir İtiraz
. Bugün, 8 Mart’ın tarihsel derinliğinin ve
sınıfsal özünün pembe bir tülle örtülmesine, "çiçek ve hediye"
sığlığına hapsedilmesine karşı bir ses çıkarma vaktidir.
. Aydınların sustuğu, kurumların sadece
"kutlama" mesajlarıyla geçiştirdiği bu ortamda; gerçekleri, istemleri
ve emeğin onurunu yeniden hatırlatıyoruz.
. 8 Mart bir zarafet seremonisi değil, bir
hak kazanma mücadelesidir!
I.
Tarihsel ve Sınıfsal Bilinç
8
Mart, 1857’de New York’ta yanarak can veren dokuma işçilerinin mirasıdır.
Bu
tarih, kadının üretimden gelen gücünü ve bu gücün karşılığındaki sömürüye karşı
başkaldırısını temsil eder. Hiçbir yapay gündem, bu sınıfsal gerçeği ve ödenen
bedelleri unutturmamalıdır.
II.
Çalışma Yaşamındaki Yaşamsal İstemler
Kadınların
çalışma hayatında var olması bir lütuf değil, toplumsal gelişimin temel
şartıdır. Bu bağlamda şu talepler ertelenemez birer haktır:
-Eşit
İşe Eşit Ücret: Cinsiyete dayalı ücret ayrımcılığına derhal son verilmelidir.
Aynı
kıdem ve nitelikteki kadın ve erkek çalışanın geliri, kuruşu kuruşuna
eşitlenmelidir.
-Kamusal
Kreş Hakkı:
Çocuk bakımı kadının "doğal görevi" değil, toplumsal bir
sorumluluktur.
Her
iş yerinde veya her mahallede nitelikli, ücretsiz ve 7/24 hizmet veren kreşler
açılmalıdır.
-Güvenceli
İstihdam:
Kadın emeği, esnek ve kayıt dışı çalışma biçimleriyle sömürülmemelidir.
Kadınlar sendikal haklara, sosyal güvenceye ve tam zamanlı iş güvencesine sahip
olmalıdır.
-Liyakat
ve Cam Tavanın Kırılması: Terfilerde ve yönetim kademelerinde cinsiyet bariyerleri
kaldırılmalı; ehliyet ve liyakat tek kıstas haline getirilmelidir.
III.
Bilinçli Yurttaşlık ve Eğitim
Bir
toplumun aydını ve eğitim sistemi, kadını sadece bir "figür" olarak
değil, haklarını bilen ve savunan bir "yurttaş" olarak yetiştirmekle
yükümlüdür.
Temel
eğitimden itibaren yurttaşlık bilinci, hukuk nosyonu ve toplumsal cinsiyet
eşitliği dersleri zorunlu hale getirilmelidir.
Bilinçsiz
kitleler yaratmak yerine, sorgulayan ve hakkını arayan bireylerin önü
açılmalıdır.
IV.
Aydınların ve Kurumların Sorumluluğu
Siyasi
partiler, sendikalar ve entelektüeller; 8 Mart’ı suya sabuna dokunmayan
mesajlarla geçiştirmeyi bırakmalıdır. Sessiz kalmak, statükoya ve sömürüye
ortak olmaktır.
Aydın,
toplumu sığ gündemlerden çekip çıkaran ve onlara hakikat yolunu gösteren
kişidir.
Sonuç:
Vazgeçmiyoruz!
Bizler;
emeğin sömürülmediği, kadının "ikincil" görülmediği ve her bireyin
bilinçli bir yurttaş olarak onuruyla yaşadığı bir düzen istiyoruz.
8
Mart’ın magazinleşmesine, piyasa malzemesi yapılmasına ve tarihsel bağlamından
koparılmasına izin vermeyeceğiz.
Gerçek
8 Mart; kutlamaların değil, kazanılacak hakların günüdür!
. Görüldüğü gibi bu istekler ve saptamalar
çağdaş her modern ülkede geçerli olacak istemlerdir ve tamamen barışçı olup
aslında toplumun birlikte ve huzur içinde yaşamasını hedefler.
. Öğretmen
GÖNEN ÇIBIKCI, 2026.03.11, SW.
. YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
(AI-YZ destekli kişisel araştırma ve değerlendirmeme dayanan özgün
bir çalışmadır.)