31 Aralık 2025 Çarşamba

YENİ BİR YIL

- "YENİ BİR YIL GELİYOR."

. İsa’dan Sonraki 2025. YIL Bitti…

. Tüm dünya YILBAŞI gecesini büyük bir sevinçle, sevdikleriyle, ailesiyle, eğlenerek, gülerek, güzel yemekleri birlikte yiyerek ve de bugünlerine şükrederek geçirecek.

“Parası çok” olanlar bir yerlere gidip, müzikli, yemekli eğlencelere katılacak.

Bazı insanlar ise kendi varlıklarına sarılarak, ellerindeki her bir lokmaya ve yuduma dua ederek, sade bir kul olarak, içinde bulunduğu huzura şükrederek girecek yeni yıla, belki de buruk yürekleriyle...

Dünyadaki ülkelere ve onların halklarına baktığımızda ne yazık ki çok kötü durumda olan milyonlarca insanı, sokaklarda yaşayanları, arttık yemekleri kapma yarışında olanları, adaletsizlikleri de göreceğiz.

Bir de “kendi” durumumuza bakarak düşüneceğiz…

Aslında nelerin “çok daha iyi” olması gerektiğini, ülkemizi, toplumumuzu ve hak, hukuk durumlarını düşüneceğiz…

İnsan olarak yaşamayı, güzel şeyleri düşüneceğiz, özleyeceğiz, isteyeceğiz birçok şeyi…

YILBAŞI yine de gelecek …

Biz ömrümüzün bugüne değin uzadığına şükrederek, sevineceğiz her şeyden önce…

Ayakta durabildiğimize, sağlığımıza, kendi işimizi kendimizin görüyor olmasına, aklımızın başımızda oluşuna, iç huzurumuzun varlığına, elimizin, ayağımızın tutuyor olmasına çok sevineceğiz, çok şükredeceğiz.

Ve biz işte bu nedenlerden dolayı sevinip, coşup, eğleneceğiz; bunlar için bir güzel gece geçirmek isteyeceğiz.

YILBAŞI gelecek ve geçip gidecek bir dahaki yıla doğru…

O gün de geçecek.

Ardından 1 ocak, 2 ocak gelecek ve günler böylece devam edecek…

Ve yaşam da yine devam edecek.

Ve de insanlar yine kendi hırsları, kaprisleri, huzursuzlukları, nankörlükleri, nefs dalgalanmaları, mutluluk ve mutsuzlukları ve daha nice duyguları ile yaşamlarını sürdürecekler.

Bazıları sonsuz hırsları, kinleri ve ele geçirdikleri güçler ile insanları, toplumları ezecek, baskı altında tutacak.

Bazıları ise ellerindeki varlıkları ile diğer insanların yararına işler kuracaklar, insanların mutlu ve sağlıklı olmaları için çalışacak.

Ve milyonlarca insan bu yerkürede yine, ne yazık ki, insanlık dışı koşullarda yaşayacak, işsiz, evsiz-barksız ve de aç-susuz yaşama savaşı verecek.

Öyle ya da böyle...

''Sonuç ne'' mi olacak?

Bunu da yıllar, geçip giden yıllar gösterecek.

Bazıları da yaptıkları yanlışları görecek o geçmiş yıllarda.

Ama dönüşü olmayan zaman içinde ''ahh''lar hep buracak yüreğini.

Sızlayacak vicdanı inceden inceye...

Kaçıp giden mutluluklara, boş ve kör gurur oyunlarına harcanmış yıllara, koca bir yaşama, içinde kanayan o derin yaraya hiç de kulak vermek istemese de uykuları bir türlü düzenli olamayacak, hani o sözde “aradığı huzuru” ise bir daha asla bulamayacak.

Geçip giden yıllar, fırsatlar, güzel günler, o renkli fotoğraf kareleri geçip gidecek gözünün önünden o hızlı tren hızıyla...

Yine de günler gelip gidecek, hep de yine kendini kandırarak.

''Olsun! ''

Ne önemi var ki ''o'' anlayamadığın, bir türlü sahip olamadığı güzelliklerin, değerlerin...

''Zaten'', diyecek, kendi kendine, ''önemli olan da ''yaşamak'' değil mi?'' diyecek hep, kendi kendine...

Aslında bu söze hiç inanmasa da...

Bir de bu dayanılmaz “yalnızlığı” olmasa idi bu kalabalıklarda...

Bir de zaman, zaman kendisini kandırmasa…

Tüm bunlara ve her şeye rağmen yine de haykıracak:

-Yaşıyorum!

-Sağlıklıyım!

-Mutluyum!

-Bugün bir sevinç günü…

-Bugün bir şükran günü…

-Bugün BENİM sevinçli bir günüm.

Bu günümüze teşekkür ediyoruz.

Evet, bugüne değin gelebildik.

Sağlığımıza, elimizde bulunanlara seviniyoruz.

Çevremizde bize sahip çıkanlara seviniyoruz.

Daha nice yılların sonunda da yine sevinebilmek, gülebilmek, şükredebilmek, huzur dolu olabilmek dileğiyle...

Sizlere çok güzel bir YENİ YIL diliyorum.

Her şey güzel ve umut dolu olsun

Sağlık, mutluluk, huzur ve barış dolu bir yaşam olsun.

Sizlere sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

.  Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 31.12.2025, İS.

*********************************************************************


29 Aralık 2025 Pazartesi

İNSANLIK SUÇUDUR

.   ““TE_RÖR” ” İNSANLIK SUÇUDUR!

.   “TE_RÖR”, dili, dini veya ırkı ne olursa olsun doğrudan “yaşam hakkını hedef alan”, toplumların huzurunu ve güvenliğini sarsan en büyük insanlık suçlarından biridir.

.   “TE_RÖR” ün hiçbir haklı gerekçesi olamaz; çünkü:

-Yaşam Hakkını Gasp eder: 

En temel insan hakkı olan yaşama hakkını barbarca yok eder.

-Korku ve Kaos Besler: 

Amacı sadece fiziksel zarar vermek değil, toplumun psikolojik direncini kırmak ve korku iklimi oluşturmaktır.

-Masumları Hedef Alır: 

Ayrım gözetmeksizin sivilleri, çocukları ve savunmasız insanları hedef seçer.

Bu suçla mücadele etmek, sadece güvenlik birimlerinin değil, tüm insanlığın ortak vicdani sorumluluğudur.

Huzur ve barış dolu bir gelecek, ancak “TE_RÖR” e karşı tavizsiz ve birleşik bir duruşla mümkündür.

. “TE_RÖR” ÜN ETNİK YA DA DİNSEL "İYİSİ-KÖTÜSÜ" OLMAZ.

. “TE_RÖR” E KATILAN, DESTEK VEREN, TARAF OLAN HERKES SUÇLU DURUMDADIR.

.  Bu ilkeler, “TE_RÖR” le mücadelenin evrensel ve ahlaki temelini oluşturur.

.   “TE_RÖR” ün Karşısında Eğilmez İlkeler

   -Ayrım Gözetilemez: 

”TE_RÖR” ün "haklısı", "iyisi" veya "meşru bir gerekçesi" olamaz. Hangi ideolojiye veya kimliğe dayanırsa dayansın, şiddeti bir araç olarak kullanan her yapı insanlık dışıdır.

   -Sıfır Tolerans: 

”TE_RÖR” e karşı durmak sadece bir tercih değil, medeni bir birey olmanın gerekliliğidir. Sessiz kalmak veya tarafsız görünmek, dolaylı olarak bu suçun yayılmasına alan açar.

   -Suça Ortaklık:

“TE_RÖR” yalnızca tetiği çekenle sınırlı değildir.

Finansal destek sağlayan, lojistik olanak sunan, propaganda yapan ve bu eylemleri meşrulaştırmaya çalışan herkes bu “suç zincirinin bir halkasıdır”.

. BİR "DEVLETİN" “TE_RÖR” DEN YANA OLMASI, “TE_RÖR” LE MÜCADELE ETMEMESİ KABUL  EDİLEMEZ.

.  Bu duruş uluslararası hukukun ve devletler hukukunun en temel prensiplerinden birine dayanmaktadır.

.  Bir devletin varlık sebebi, kendi sınırları içindeki ve dışındaki insanların can güvenliğini sağlamak ve adaleti tesis etmektir.

.  “TE_RÖR” e karşı net tavır almayan bir devlet, suçun ortağı durumuna düşer ve bu durum hiçbir diplomatik veya stratejik çıkarla açıklanamaz.

.  Bu durumun neden “kabul edilemez” olduğunu şu üç başlıkta özetleyebiliriz:

1. Devletin Meşruiyet Kaybı

Bir devletin temel görevi "güvenlik" sağlamaktır.

Eğer bir devlet “TE_RÖR”  örgütlerini birer vekâlet aracı olarak kullanırsa veya onlara göz yumarsa, kendi egemenlik haklarını ve uluslararası toplumdaki meşruiyetini zedeler.

“TE_RÖR” den yana olan bir yapı, "hukuk devleti" özelliğini yitirmiş olur.

2. Küresel Güvenliğe İhanet

“TE_RÖR”  yerel başlasa da küresel bir tehdittir.

Bir devletin “TE_RÖR” le mücadele etmemesi, diğer ülkelerin güvenliğini de tehlikeye atar. Uluslararası hukukta bu durum, "“TE_RÖR” e yataklık" veya "devlet destekli “TE_RÖR” izm" olarak tanımlanır ve ağır yaptırımları beraberinde getirir.

3. Ahlaki ve Hukuki Sorumluluk

Devletler, insan haklarını korumakla yükümlüdür.

“TE_RÖR” le mücadele etmeyen bir yönetim, dolaylı olarak vatandaşlarının katledilmesine veya zulme uğramasına ortak oluyor demektir.

Bu, hem devletin kendi anayasasına hem de evrensel insan hakları beyannamelerine açık bir aykırılıktır.

. “TE_RÖR” İSTLERLE GÖRÜŞÜLMEZ, TARTIŞILMAZ, ANLAŞMA YAPILMAZ.

.  Bu yaklaşım, "“TE_RÖR” le Müzakere Değil, Mücadele Edilir" doktrininin en keskin ve net ifadesidir.

.  Hukuk devletinin onurunu ve toplumun “adalet duygusunu korumak” adına savunduğunuz bu duruş, şu temel gerekçelere dayanır:

.  Neden Müzakere Edilemez?

1-Devletin Otoritesi: 

Devlet, kamu düzenini sağlayan en üst otoritedir. Suç şebekeleriyle pazarlık yapmak, devletin egemenlik hakkından ve hukuk yürütme gücünden taviz vermesi anlamına gelir.

2-Meşruiyet Kazandırmamak:

 ”TE_RÖR” istle masaya oturmak, şiddeti bir yöntem olarak seçen eli kanlı bir yapıyı "muhatap" kabul etmek demektir. Bu durum, “TE_RÖR”  örgütüne siyasi bir meşruiyet zemini hazırlar ki bu da hukuken ve vicdanen kabul edilemez.

3-Adalet Duygusunun Zedelenmesi:

 ”TE_RÖR”  mağdurlarının, şehit yakınlarının ve toplumun genel vicdanı; masum insanların canına kastedenlerle anlaşma yapılmasını asla kabul etmez. Suçluyla uzlaşmak, adaletin tecelli etmesini engeller.

4-Suç Teşkili:

 Birçok hukuk sisteminde, “TE_RÖR”  örgütü üyeleriyle iş birliği yapmak, onlara imkan sağlamak veya onları meşrulaştıracak adımlar atmak "“TE_RÖR” e yardım ve yataklık" kapsamında ağır bir suçtur.

5-Çözümün Tek Yolu:

 Hukuk ve kararlılık göstermektir.

“TE_RÖR” le mücadelenin “nihai hedefi”, “TE_RÖR” ü tartışmak değil, onu tamamen tasfiye etmektir. 

.   Bu da ancak şu yollarla olacaktır:

1-Kararlı Operasyonlar: ”TE_RÖR” ün fiziksel varlığını yok etmek.

2-Hukuki Süreç: Suçluların bağımsız mahkemeler önünde hesap vermesini sağlamak.

3-Kaynağını Kurutmak: Finansal ve lojistik desteği kesmek.

. "KİM İSTER", "KİM ÖRGÜTLER" VE DESTEKLERSE, “TE_RÖR” İÇİN ÇALIŞIR VE "PROPAGANDA" YAPARSA "SUÇLUDUR"....

.  Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve güvenliğini tehdit eden, resmi makamlar (İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü) tarafından "“TE_RÖR”  örgütü" olarak tanımlanan yapılar “ideolojilerine göre” genel olarak dört ana grupta toplanmaktadır.

.  Bu yapıların hangisi olursa olsun “desteklenmesi, propagandasının yapılması veya içinde yer alınması” Türk Ceza Kanunu'na göre ağır suçtur.

.   Türkiye'deki Başlıca “TE_RÖR”  Örgütleri

Bu örgütlerin herhangi biri lehine sosyal medyada paylaşım yapmak, finansal yardımda bulunmak veya eleman devşirmeye çalışmak Türk hukukuna göre "“TE_RÖR”  Örgütü Üyeliği" ve "“TE_RÖR”  Propagandası" suçlarını oluşturur.

1.    Bölücü “TE_RÖR”  Örgütleri 

Ülkenin toprak bütünlüğünü ve milli birliğini hedef alan yapılardır.

-PKK/KCK: On yıllardır Türkiye'nin en büyük güvenlik tehditlerinden biridir.

-PYD/YPG: PKK'nın Suriye uzantısı olarak kabul edilir.

-TAK: PKK bağlantılı, sivil hedeflere yönelik saldırılarla bilinen yapı.

2. FETÖ (Fetullahçı “TE_RÖR”  Örgütü)

-FETÖ/PDY: Devletin anayasal düzenini ortadan kaldırmaya çalışan, 15 Temmuz hain darbe girişimini gerçekleştiren, sızdığı devlet kurumlarını bir silah olarak kullanan yapıdır.

3. Dini İstismar Eden “TE_RÖR”  Örgütleri

İnançları kendi karanlık emellerine alet eden uluslararası ve yerel örgütlerdir.

-DEAŞ (IŞİD): İslam dinini çarpıtarak küresel düzeyde “TE_RÖR”  eylemleri yapan yapı.

-El-Kaide: Uluslararası ağları bulunan radikal örgüt.

-Hizbullah (Türkiye Yapılanması): 90'lı yıllarda eylemleriyle bilinen, dini referanslı yerel yapı.

4. Aşırı Sol “TE_RÖR”  Örgütleri 

Marksist-Leninist ideolojiler çerçevesinde devleti yıkmayı amaçlayan yapılardır.

-DHKP-C: Kamu görevlilerine ve binalarına yönelik saldırılarla bilinen örgüt.

-MLKP: Marksist Leninist Komünist Parti.

-TKP/ML - TİKKO: Kırsal ve kentsel alanlarda faaliyet gösteren illegal yapılar.

ÖZET:

“TE_RÖR”  ancak biz el ele verdiğimizde ve ona büyük kararlılıkla 'suç' dediğimizde yok olacaktır."

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.29, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

27 Aralık 2025 Cumartesi

TÖRE

 .   TÖRE  .

.    Töre, Türk toplumlarında kökü çok eskilere dayanan, sosyal hayatı düzenleyen, “yazısız hukuk” ve “ahlak kuralları” bütünüdür.

.     İslamiyet öncesi Türk devletlerinden günümüze kadar etkisini (farklı formlarda da olsa) sürdürmüş olan bu kavram, “toplumun vicdanını” ve “yaşam biçimini” temsil eder.

A) Töre’nin Temel Özellikleri

.   Töre, sadece "gelenek" demek değildir; aynı zamanda bir hukuk sistemidir. Özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

a-Yazısız Olması: Başlangıçta sözlü kültürle nesilden nesle aktarılmıştır.

(Uygurlar ile birlikte yazılı hale gelmeye başlamıştır.)

b-Değişebilirlik: Toplumun ihtiyaçlarına, coğrafi şartlara ve zamana göre hükümdar (Kağan) veya Kurultay kararıyla güncellenebilir.

c-Süreklilik: Devletler yıkılsa bile töre varlığını sürdürür.

Ünlü Türk atasözü bunu şöyle özetler: "İl (devlet) gider, töre kalır."

ç-Herkesi Kapsaması: Töre karşısında herkes eşittir.

Kağan (hükümdar) bile töreye uymak zorundadır; aksi halde meşruiyetini kaybedebilir.

d-Caydırıcılık: Toplum düzenini bozan suçlara karşı (vatana ihanet, adam öldürme, hırsızlık vb.) ağır ve kesin yaptırımlar içerir.

B) Töre’nin Değişmez Dört İlkesi

Eski Türk anlayışına göre törenin bazı maddeleri zamanla değişse de, şu dört temel esas asla değiştirilemez:

1.    Hak ve hukukun gözetilmesi. Könilik (Adalet): 

2.    Toplumun yararına hareket edilmesi. Uzluk (İyilik/Faydalılık): 

3.    Yasalar önünde herkesin bir tutulması. Tüzlük (Eşitlik): 

4.    İnsan onuruna ve kişiliğine saygı duyulması. Kişilik (İnsanlık): 

C) Töre Nasıl Oluşur?

Töre üç temel kaynağa dayanır:

1.    Halkın Örf ve Adetleri: Toplumun uzun yıllar boyunca doğru kabul edip uyguladığı davranışlar.

2.    Kurultay Kararları: Devletin ileri gelenlerinin meclislerde aldığı kararlar.

3.    Hakanların Emirleri: Hükümdarların koyduğu ve toplumca kabul gören kurallar.

Ç) Günümüzde töreden ne anlamalıyız?

 Türk toplumunda bugün törenin ne gibi önemi vardır?

. Günümüzde "töre" kavramı, tarihsel köklerinden kopmadan ancak anlam kaymasına uğrayarak modern hayatta varlığını sürdürmektedir.

. Bugün töreyi iki ana eksende değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır: bir yanda yüksek ahlaki değerler, diğer yanda ise sosyolojik alışkanlıklar ve yanlış algılar.

.  Günümüzde törenin yeri ve önemi:

1. Modern Anlamda Töre: "Milli Karakter ve Etik"

.   Tarihsel süreçte devletin anayasası olan töre, bugün yazılı kanunların yerini tutmasa da Türk toplumunun sosyal genetiğini oluşturur. Günümüzde töre denince şu değerler akla gelmelidir:

a-Adalet ve Eşitlik: Törenin "Könilik" (adalet) ve "Tüzlük" (eşitlik) ilkeleri, bugün modern hukuk devletinin temel prensipleriyle örtüşür.

b-Sosyal Dayanışma: Zor durumda olana yardım etmek, "misafirperverlik" ve "komşusu açken tok yatmamak" gibi değerler törenin günümüze yansıyan toplumsal yardımlaşma unsurlarıdır.

c-Liyakat ve Bilgelik: Eski Türklerde yöneticinin "bilge" olması zorunluluğu, bugün de toplumun liderlerinden beklediği bir yetkinlik kriteridir.

2. Olumsuz Anlam Kayması: "Töre Cinayetleri"

.   Modern dönemde töre kelimesi maalesef en çok "töre cinayetleri" veya "kan davaları" ile anılır olmuştur.

.  Günümüzde "töre" kelimesi bazen "töre cinayetleri" gibi olumsuz durumlarla anılsa da, tarihsel ve sosyolojik anlamda töre; adaleti, düzeni ve toplumsal dayanışmayı sağlayan bir disiplin mekanizmasıdır.

.  Ancak sosyologlar ve tarihçiler bu durumun “gerçek töre” ile çeliştiğini vurgular:

a-Özünde töre; kadını, çocuğu ve zayıfı korumayı emreder.

b-Bugün "töre" adı altında işlenen suçlar, aslında törenin kendisi değil, kapalı toplum yapılarının çarpık birer uygulamasıdır. Devletin hukuk sistemi bu tür yapıları "töre" olarak değil, “suç olarak” tanımlar.

3. Günümüzde Törenin Önemi

Töre, Türk toplumunu bir arada tutan "görünmez bağlar" bütünü olarak şu alanlarda önemini korur:

a-Kimlik Muhafazası: Küreselleşen dünyada bir toplumun kendi karakterini korumasını sağlar. Edep, saygı ve aile bağları törenin yaşayan kısımlarıdır.

b-Gayriresmi Denetim Mekanizması: Toplumun "ayıplama" veya "takdir etme" gibi tepkileri, insanların ahlaki sınırları aşmasını engelleyen sosyal bir kontrol mekanizmasıdır.

c-Hukukun Temeli (Örfî Hukuk): Günümüz Türk Medeni Kanunu'nda bile "örf ve adet", yazılı kanunda hüküm bulunmayan hallerde bir yardımcı kaynak olarak kabul edilir.

Özetle

.  Bugün töre, artık bir devletler hukuku değil; bir yaşam felsefesi ve ahlak pusulasıdır. 

"İl (devlet) gider, töre kalır" sözü, devletler değişse bile Türk milletinin karakterini belirleyen o temel ahlaki kodların yaşamaya devam ettiğini anlatır.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.27, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)


26 Aralık 2025 Cuma

YURTSEVERİN ÖZELLİKLERİ

 .   İyİ bİR yurtseverİn özellİklerİ nelerdİr?

.  Gerçek bir yurtsever Türkiye için nasıl bir duruş göstermelidir?

.  Yurtseverlik (Yurtseverlik), sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir sorumluluk bilincidir. İyi bir yurtsever, ülkesini sadece sloganlarla değil, eylemleriyle ve topluma kattığı değerle yücelten kişidir.

.  Modern ve sağduyulu bir yurtseverin taşıması gereken temel özellikler vardır:

1. Sorumluluk Bilinci ve Çalışkanlık

Yurtseverliğin en somut göstergesi, kişinin yaptığı “işi en iyi şekilde” yapmasıdır.

Ülkesinin kalkınmasına katkıda bulunmak için alanında “uzmanlaşır” ve katma değer üretir.

Yaslara saygı duyar, toplumsal düzenin korunması için üzerine düşen yurttaşlık görevlerini (vergi vermek, oy kullanmak vb.) eksiksiz yerine getirir.

2. Üretkenlik ve Çalışkanlık

Atatürk’ün "Yurdunu en çok seven, görevini en iyi yapandır" ilkesi, bu duruşun kalbidir.

Hangi işi yaparsa yapsın (öğrenci, işçi, memur veya iş insanı), o işi dünya standartlarında yapmaya gayret eder.

Sadece tüketen değil, katma değer “üreten” bir birey olmaya çalışır.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek ülkesinin dünyayla rekabet etmesine katkı sağlar.

3. Eleştirel Düşünce ve Yapıcı Eleştiri

Gerçek bir yurtsever, ülkesindeki “sorunları ve eksiklikleri” görebilen ve bunları düzeltmek için “çaba sarf eden” kişidir.

Yurtseverlik, yapılan her yanlışı alkışlamak değil; “ülkenin iyiliği için” yanlışı nezaketle ve çözüm önerisiyle dile getirmektir.

Toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalmaz.

Şikayet etmek yerine "Ben ne yapabilirim?" sorusunu sorar. Çözüm yollarını araştırır.

Toplumu bölen dil yerine, birleştiren ve “ortak değerleri yücelten” bir dil kullanır.

Yanlış giden şeylere "ülkem için daha iyisi olmalı" düşüncesiyle karşı çıkar.

Sadece övmek yerine, toplumun daha ileriye gitmesi için “yapıcı öneriler” sunar.

4. Kültürel ve Doğal Mirasa Sahip Çıkmak

Yurt sadece bir toprak parçası değil; o toprağın üzerindeki tarihtir, doğadır ve insandır.

Bir ülkeyi "yurt" yapan sadece sınırları değil, o toprakların üzerindeki hatıralar ve doğadır.

Türkiye’nin binlerce yıllık tarihine, arkeolojik değerlerine ve kültürel çeşitliliğine sahip çıkar.

Çevreyi, ormanları ve su kaynaklarını korumayı bir "yurt savunması" olarak görür.

Ormanları, akarsuları ve ekosistemi korur. Gelecek nesillere yaşanabilir bir yurt bırakmayı hedefler.

Kendi kültürünü ve tarihini iyi bilir, ancak bunu diğer kültürleri aşağılamak için bir araç olarak kullanmaz.

5. Toplumsal Dayanışma ve Adalet

Yurtseverlik, kendi milletinin her bir ferdine değer vermeyi gerektirir.

Dil, din, ırk veya mezhep ayrımı yapmaksızın tüm yurttaşların haklarını savunur.

Toplumun dezavantajlı kesimlerine karşı duyarlıdır ve toplumsal barışı destekler.

6. Evrensel Değerlerle Uyum

İyi bir yurtsever, dünyadan kopuk bir milliyetçilik anlayışına sahip değildir. Dünyadan kopuk bir “milliyetçilik” yerine, dünyayı anlayan ama köklerine sadık kalan bir “vizyon” taşır.

Kendi kültürünü sevip, yüceltirken, diğer kültürlere de saygı duyar. Evrensel değerleri önemser ve saygı duyar.

Yabancı dil öğrenmeyi, dünyayı tanımayı ve ülkesini uluslararası platformlarda en iyi şekilde temsil etmeyi amaçlar.

Ülkesini dünyadaki gelişmelere “entegre” etmeye çalışır.

Ülkesinin uluslararası alanda saygın, güvenilir ve modern bir imaja sahip olması için çabalar.

Bilimsel duruştan yanadır, aklın kullanılmasını önemser.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.26, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

25 Aralık 2025 Perşembe

CAMBAZA BAK

 .   CAMBAZA BAK   .

.    Aaa, bak, cambaza bak!”….. Ne anlama gelir?

.   "Cambaza bak!" deyimi, Türkçe’de birinin dikkatini asıl sorunlardan uzaklaştırıp başka bir yöne çekmek, onu aldatmak veya oyalamak amacıyla kullanılan çok yaygın bir anlatımdır.

.  Birisi size durduk yere "Cambaza bak!" diyorsa (gerçek anlamda değil de mecazen), "Dikkatini dağıtıp seni kandırmaya çalışıyorum," demek istiyordur.

.  Bu deyimin kullanıldığı bir metni analiz etmemi ister misiniz, yoksa benzer anlama gelen başka deyimler de öğrenmek ister misiniz?

.  Ülkenin birçok temel sorunu var iken her gün yeni yeni "yapay" gündemler ortaya atmak nasıl bir stratejik davranıştır?

A) Ülkenin temel ve yapısal sorunları (ekonomi, adalet, eğitim vb.) dururken, sürekli yeni ve çoğu zaman geçici gündemler yaratılması siyaset biliminde ve iletişim stratejilerinde bilinçli bir yöntemdir.

1. Temel Anlamı: Hedef Şaşırtma

Bir kişi, yaptığı asıl (genellikle hileli veya gizli) işin fark edilmesini istemediğinde, karşısındakine hayali bir "cambazı" işaret ederek onun dikkatini dağıtır.

Siz gökyüzündeki cambaza bakarken, o kişi cebinizdeki parayı alabilir veya arkada başka bir iş çevirebilir.

2. Kökeni: Eski Panayırlar

Eskiden panayır ve meydanlarda “ip cambazları” gösteri yapardı. Anlatıldığında göre, yankesiciler ve hırsızlar kalabalığın arasına karışır, bir yandan yukarıyı işaret edip "Bak, bak cambaza bak!" diyerek herkesin yukarı bakmasını sağlar, o sırada da insanların cüzdanlarını çalarlarmış.

3. Güncel Kullanımı

Günümüzde ise bu deyim genellikle şu durumlar için kullanılır:

-Siyaset ve Medya: Toplumu ilgilendiren büyük bir sorun varken, gündemi daha önemsiz ama gürültülü bir konuyla meşgul etmek, yapay gündem oluşturmak için kullanılır.

-İkili İlişkiler: Bir yanlışını, hatasını örtbas etmek isteyen kişinin, karşı tarafı “suçlayacak” başka bir konu açması ve yayması…

-Dolandırıcılık: Birinin sizi önemsiz bir “ayrıntıyla” oyalarken asıl vurgunu yapması.

B) "Gündem Yönetimi" veya "Algı Mühendisliği" bu stratejik davranış böyle adlandırılır.

.   Bunun temel amaçları vardır:

1. Dikkat Dağıtma (Hedef Şaşırtma)

.   Tıpkı "cambaza bak" deyiminde olduğu gibi, halkın canını yakan asıl meselelerin konuşulmasını engellemek için daha duygusal, tartışmalı veya kutuplaştırıcı konular ortaya atılır.

.   İnsanlar bir "sembol" veya "kimlik" tartışmasına odaklandığında, o günkü sorunlar, enflasyon oranı veya hukuksuzluklar arka planda kalır.

2. Kutuplaştırma Üzerinden Öteleme.

.   Yapay gündemler genellikle toplumun duyarlı olduğu (din, milliyetçilik, yaşam tarzı) noktalar üzerinden seçilir. Bu, toplumun iki zıt kutba ayrılmasına neden olur.

.   Bir tarafı savunma pozisyonuna çekerken, diğer tarafı (kendi seçmen kitlesini) "tehlike var" algısıyla safları sıkılaştırmaya zorlar.

3. Zaman Kazanma ve Enerji Tüketme

.   Toplumun ve muhalefetin entelektüel enerjisi sınırlıdır.

.   Her gün yeni bir tartışma konusu (tweet, yasa teklifi, sert bir açıklama) atıldığında, karşı taraf bu "sahte" sorunlara yanıt yetiştirmekten, “asıl sorunlara” dair çözüm üretmeye veya hesap sormaya zaman bulamaz.

4. Bilişsel Aşırı Yükleme

“Bilgi bombardımanı” ve sürekli “değişen gündem”, bireylerde bir süre sonra "duyarsızlaşma" veya "yorgunluk" yaratır.

İnsanlar neyin önemli olduğunu “ayırt edemez” hale geldiğinde, stratejiyi kuran taraf alanı daha rahat kontrol eder.

C) Bu Durumun Sonuçları:

.   Yapay gündemler, gerçek sorunların yarattığı “siyasi maliyeti” yönetmek için kullanılan bir "savunma ve oyalama" kalkanıdır.

.   Temel sorunların kavranmasını ve de çözüm yollarının araştırılmasını geciktirir. Halkın kandırılmasına yarar

-Toplumsal Güven Zedelenir: Sorunların çözülmediğini gören halkta ilgisizlik başlar.

-Denetlenebilirlik Azalır: İktidarın veya karar vericilerin asıl sorumlulukları sorgulanamaz hale gelir.

-Krizler Kronikleşir: Sorunlar konuşulmadığı için çözüm süreçleri sürekli ertelenir.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.25, İS.

.          YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

24 Aralık 2025 Çarşamba

YILLIK HASILA

 .   “YILLIK HASILA” NE KADARDIR?

.   Türkiye'nin 2025 yılı ekonomi verilerine göre, milli gelirde (GSYH) önemli bir büyüme kaydedilmiş ve devlet hesaplama sistemine göre tarihi “rekor” düzeylere ulaşılmıştır.

.   2025 yılına ait temel ekonomik göstergeler:

Bu veriler TÜİK ve Ticaret Bakanlığı'nın Aralık 2025 başında açıkladığı güncel yıllıklandırılmış rakamlara dayanmaktadır.

1) 2025 Yılı Milli Gelir Verileri

-"Yıllıkl"andırılmış Toplam Gelir: 

2025 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye'nin yıllıklandırılmış milli geliri cari fiyatlarla 1 trilyon 538 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların rekorunu kırmıştır.

-Büyüme Oranı: 

Türkiye ekonomisi 2025'in ilk 9 ayında yıllıklandırılmış olarak %3,7 oranında bir büyüme sergilemiştir. (Çeyreklik bazda: 1. Çeyrek %2,0, 2. Çeyrek %4,8, 3. Çeyrek %3,7).

-Kişi Başına Düşen Gelir: 

Tahminler ve güncel veriler ışığında, 2025 yılı sonunda kişi başına düşen GSYH'nin 18.200 dolar seviyelerinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

-TL Cinsinden GSYH: 

Sadece 2025'in üçüncü çeyreğinde GSYH, cari fiyatlarla 17 trilyon 424 milyar TL olarak hesaplanmıştır.

2) Küresel Sıralamadaki Yeri

Türkiye, bu büyüme oranlarıyla 2025 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla:

- OECD ülkeleri arasında büyüme hızında 3. sırada,

- G-20 ülkeleri arasında ise 5. sırada yer almıştır.

3) Özet Tablo (2025 Tahmin ve Gerçekleşmeler)

- Toplam GSYH (Nominal)~1,54 Trilyon Dolar

- Yıllık Büyüme (İlk 9 Ay) %3,7

- Kişi Başına Gelir ~18.200 Dolar

- Cari Açık / GSYH Oranı %1,3

4) Kişi başına düşen yıllık gelir ortalama olarak ne kadardır?

.  2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'de kişi başına düşen yıllık gelir, hem “ulusal” hem de “uluslararası” kurumların verilerine göre tarihi bir zirveye ulaşmış durumdadır.

.  2025 yılına ait kişi başı gelir ortalaması ayrıntıları:

.   a- Kişi Başına Düşen GSYH (Nominal Dolar)

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve TÜİK'in yıllıklandırılmış verilerine göre:

- Dolar Bazında: Yaklaşık 18.200 ABD Doları.

Bu rakam, Türkiye tarihinde kişi başına düşen en yüksek nominal gelir seviyesini temsil etmektedir.

.   b- Satın Alma Gücü Paritesi (SGP)

Gelirin yaşam maliyetine göre düzeltilmiş hali olan Satın Alma Gücü Paritesi'ne göre ise rakam çok daha yüksektir:

.   c-SGP Bazında: Yaklaşık 43.790 Dolar.

Bu veri, Türkiye'deki bir bireyin alım gücünün, fiyat seviyeleri göz önüne alındığında gelişmiş ekonomi standartlarına daha yakın olduğunu göstermektedir.

.   ç- TL Cinsinden ve Aylık Ortalama Maaşlar

. Kişi başına düşen ulusal gelir çocuklar, çalışmayanlar dahil “tüm nüfusun” “toplam gelire” bölünmesiyle bulunur.

5) Yurttaşın cebine giren ortalama maaş verileri ise şöyledir:

.   Türkiye'nin 2025 yılında kişi başı milli geliri 18.200 $ civarında gerçekleşirken, çalışan bir bireyin “ortalama aylık” net kazancı 35.000 TL dolaylarındadır.

a-Ortalama Aylık Maaş (Net): 

2025 yılı genelinde yaklaşık 35.000 TL seviyelerindedir.

b-Kent Bazlı Farklılıklar: 

İstanbul'da ortalama net maaşlar:

 35.000 - 45.000 TL arasındayken, Doğu ve İç Anadolu'da bu ortalama: 18.000 - 25.000 TL bandına inebilmektedir.

Bölgesel Gelir Dağılımı (Öne Çıkan İller)

.  Kişi başı gelirin “en yüksek” olduğu iller sıralamasında 2025 yılında da değişim yaşanmamıştır:

-İstanbul: ~802.000 TL (Yıllık)

-Kocaeli: ~788.000 TL (Yıllık)

-Ankara: ~788.000 TL (Yıllık)

6) Emekli öğretmen aylığı bu duruma göre aylık ne kadar olmalıdır?

. 2025 yılı ekonomi verileri ve GSYH rakamları ile kıyaslandığında, “emekli öğretmen maaşları” kıdem, derece ve hizmet yılına göre değişkenlik göstermektedir.

. Ancak genel bir çerçeve çizmek gerekirse, 2025 yılı itibarıyla karşımıza çıkan rakamlar şu şekildedir:

.     2025 Yılı Emekli Öğretmen Maaşları (Ortalama)

.  Emekli Sandığı (4C) kapsamında olan öğretmenlerin Temmuz 2025 zammı sonrası güncel maaşları şöyledir:

-25 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 29.417 TL

-30 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 31.379 TL

-35 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 33.340 TL

7) Ekonomik Göstergelerle Kıyaslama

.  Daha önce bahsedilen 18.200 dolarlık “kişi başı ulusal gelir” ve 35.000 TL'lik “ülke geneli ortalama aylık maaş” verileriyle bu rakamları karşılaştırdığımızda:

a-Ortalamanın Altında: 

25-30 yıl hizmet vermiş bir emekli öğretmenin maaşı (yaklaşık 30.000 TL), Türkiye'deki 2025 yılı ortalama net maaş düzeyinin (35.000 TL) altında kalmaktadır.

b-Alım Gücü: 

Emekli öğretmen maaşları, 2025 yılı için belirlenen "en düşük memur emekli aylığı" olan 22.671 TL'nin üzerinde olsa bile, çalışan bir öğretmenin (ortalama 55.000 - 60.000 TL) aldığı maaşın neredeyse “yarısı” kadardır.

c-Dolar Karşılığı: 

30.000 TL'lik bir emekli aylığı, 2025 yılı ortalama kur tahminlerine göre yaklaşık 850 - 900 dolar civarına karşılık olmaktadır.

Bu da “yıllık” bazda yaklaşık 10.500 dolar yapar ki, bu rakam 18.200 dolarlık “ülke ortalamasının” (GSYH/Nüfus) oldukça “gerisindedir”.

8) Emekli Maaşını Etkileyen Etkenler

.  Maaşın tam olarak “ne kadar olması” gerektiğini belirleyen ana unsurlar şunlardır:

a-Ek Gösterge: 3600 ek gösterge düzenlemesi bu rakamların “alt sınırını” belirlemede kritiktir.

b-Kıdem ve Derece: 1/4 derecesinden emekli olan bir öğretmen “en yüksek” baremden maaş alır.

c-Enflasyon Farkı: Ocak ve Temmuz aylarında yılda “iki kez” yapılan zamlar, ulusal gelirdeki artıştan çok “tüketici fiyat” endeksine (TÜFE) göre biçimlenmektedir.

9) Özetle: 

.  Bir emekli öğretmenin maaşı, 2025'in "zenginleşen" Türkiye tablosunda (1,5 trilyon dolar GSYH) genel ortalamanın “altında kalmış” görünmektedir.

.  Sosyal beklenti, emekli aylıklarının kişi başı milli gelirdeki artış hızıyla (refah payı) “paralel gitmesi” yönündedir.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.25, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

BEKLENENLER, VERİLENLER

 BEKLENENLER ve VERİLENLER   .

.   İnsanların çoğu ve de özellikle gençler güzel giyinmek, güzel yemekler yemek, en güzel ortamlarda yaşamak ve eğlenmek, coşmak, neşeli ve mutlu bir yaşam ister.

.   Tüm bu arzular aslında insan doğasının en temel dürtülerinden biri olan "haz arayışı" ve "yaşam kalitesini artırma" isteğiyle doğrudan ilgili.

.   Özellikle gençlik döneminde bu isteğin zirve yapması çok doğal; çünkü bu dönem, kimlik inşasının, sosyal kabul görme ihtiyacının ve enerjinin en yüksek olduğu evre.

I) Bu durumu birkaç farklı pencereden değerlendirebiliriz:

1. Estetik ve Sosyal Kabul

Güzel giyinmek ve seçkin ortamlarda bulunmak yalnızca bir dış görünüş meselesi değil. Modern dünyada bu, bir tür "kendini ifade etme" biçimi haline geldi. Gençler için "iyi görünmek", sosyal gruplar içinde kabul görmeyi, özgüveni ve dijital dünyada (sosyal medya gibi) varlık göstermeyi temsil ediyor.

2. Deneyim Odaklı Yaşam

Eskiden insanlar daha çok "mülkiyet" (ev, araba sahibi olmak) odaklıyken, günümüz gençliği daha çok "deneyim" odaklı.

-Güzel yemekler: Yalnızca doymak değil, yeni tatlar keşfetmek.

-Eğlence ve Coşku: Rutin yaşamın stresinden kaçmak ve anın tadını çıkarmak.

-Mutluluk Arayışı: Yaşamı yalnızca çalışmak değil, yaşanmaya değer kılmak.

3. Dijital Çağın Etkisi

Sosyal medya, bu "ideal yaşam" imgesini sürekli önümüze seriyor. Başkalarının en mutlu anlarını, en şık kıyafetlerini ve en lüks tatillerini gördükçe, bu standartlar birer "norm" haline geliyor. Bu durum bazen motivasyon sağlasa da, bazen de ulaşılması güç bir beklenti yaratarak insanları yorabiliyor.

II) Denge Konusu: 

.  Bu istekler yaşamın tuzu biberidir; ancak gerçek mutluluk genellikle bu maddi ve anlık hazların, anlamlı bir amaç ve iç huzurla harmanlandığı noktada bulunur.

.  Yalnızca tüketerek değil, üreterek ve bağ kurarak gelen mutluluk daha kalıcı olma eğilimindedir.

.  Sizce bu "güzel yaşam" arayışı, insanları daha üretken olmaya mı itiyor, yoksa tüketim odaklı bir mutsuzluğa mı sürüklüyor?

.   Bir ülkede sosyal ve ekonomik dengesizlik, siyasal sorumsuzluk ve güvensizlik var ise halkın, dar gelirlilerin beklentileri ne duruma düşer?

.   Bir ülkede sosyal ve ekonomik dengesizliklerin, siyasal sorumsuzluk ve güvensizlikle birleşmesi, halkın ve özellikle dar gelirlilerin beklentilerini bir "yaşamda kalma" mücadelesine hapseder.

.   Bu durum, bireylerin yalnızca cüzdanlarını değil, geleceğe bakış açılarını ve ruh sağlıklarını da derinden sarsar.

.   Dar gelirlilerin beklentileri şu durumlara evrilir:

1. Beklentilerin "Gelecekten" "Bugüne" İndirgenmesi

Sosyal ve ekonomik güvencesizlik, insanların uzun vadeli plan yapma yetisini elinden alır.

-Günü Kurtarma: Yarın ne olacağı belirsiz olduğunda, dar gelirli birey "bir ev sahibi olmak" veya "çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak" gibi uzun vadeli hedefler yerine, akşam sofraya ne koyacağını veya kirayı nasıl ödeyeceğini düşünmeye başlar.

-Umutsuzluk ve Karamsarlık: Geleceğe dair beklentiler yerini "daha kötüye gitmesin yeter" düşüncesine, yani bir tür savunma mekanizmasına bırakır.

2. Adalet Duygusunun ve Liyakata Güvenin Yitirilmesi

Siyasal sorumsuzluk, kuralların herkes için eşit işlemediği algısını yaratır.

-Kestirme Yollar: Çok çalışarak veya eğitim alarak bir yere “varılamayacağına” olan inanç arttıkça, insanlar "torpil" veya "illegal yollar" gibi seçeneklere yönelme eğilimi gösterir.

-Sosyal Öfke: Varsıl ile yoksul arasındaki uçurumun liyakatle değil, siyasi yakınlık ve “adaletsizlikle” açıldığını görmek, toplumda “derin bir öfke” ve “yabancılaşma” yaratır.

3. "Öğrenilmiş Çaresizlik" ve Sosyal Yalıtım (İzolasyon)

.  Psikolojik olarak dar gelirliler, ne yaparlarsa yapsınlar durumun “değişmeyeceğine” inanmaya başlarlar.

-Sosyal Geri Çekilme: İnsanlar, kültürel ve sosyal etkinliklerden (sinema, dışarıda bir yemek, tatil) tamamen koparlar.

Bu da onları yalnızca ekonomik olarak değil, sosyal olarak da toplumun dışına iter.

-Güven Krizi: Yalnızca devlete değil, komşuya ve iş arkadaşına olan güven de sarsılır. “Herkes kendi başının çaresine bakmalı” düşüncesi toplumsal “dayanışmayı bitirir”.

4. Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisinde Aşağı Kayma

.  Maslow’un “Gereksinimler Hiyerarşisi” normal koşullarda aşağıdan yukarıya doğru bir ilerlemeyi (fiziksel ihtiyaçlardan kendini gerçekleştirmeye doğru) temsil eder.

.   Aşağıya doğru kaymanın anlamı şudur: (çöküş)

.  Sosyal ve ekonomik çöküş yaşayan bir toplumda, insanlar "yaşamak" (yaşamın tadını çıkarmak, gelişmek) kavramından uzaklaşıp "yaşamda kalmak" (biyolojik varlığını sürdürmek) seviyesine geriler. Bu durum, bir toplumun entelektüel, sanatsal ve kültürel üretiminin durmasına, yalnızca maddi kaygıların hüküm sürdüğü bir "kaygı toplumuna" dönüşmesine neden olur.

.   Ekonomik kriz ve siyasal güvensizlik dönemlerinde insanlar piramidin üst basamaklarındaki "kendini gerçekleştirme" veya "saygınlık" ihtiyaçlarından feragat ederek, en alt basamaktaki "fizyolojik ihtiyaçlar" (beslenme, barınma) ve "güvenlik" basamaklarına geri dönerler.

Hayallerin yerini ihtiyaçlar alır.

.  Ancak bir ülkede veya bireyin yaşamında ekonomik çöküş, siyasal “istikrarsızlık” ve büyük bir kriz yaşandığında bu süreç tersine işler.

.    Buna "Aşağı Doğru Kayma" (Regresyon) deniliyor.

A) Üst Basamakların Terk Edilmesi (Kendini Gerçekleştirme ve Estetik)

.   Normal koşullarda bir birey; potansiyelini gerçekleştirmek, sanatla uğraşmak, dünyayı anlamlandırmak gibi hedeflere sahipken, “kriz anında” bu basamakları “ilk sırada terk” eder.

.  "Ben kimim?" veya "Yaşamın anlamı nedir?" soruları, yerini "Nasıl geçineceğim?" sorusuna bırakır.

.   Yaratıcılık ve kişisel gelişim “lüks haline” gelir.

B) Saygınlık ve Statü Kaybı

.  Ekonomik dengesizlik ve dar gelirlilik arttıkça, bireyin toplum içindeki “saygınlık beklentisi” zayıflar.

-Özsaygı Sorunu: İşini yitiren veya emeğinin karşılığını alamayan kişi “kendini değersiz” hissetmeye başlar.

-Başarı Odağının Yitirilmesi: Kariyer basamaklarında yükselme hayallerinin yerini, yalnızca “mevcut işi koruma” ya da “ek iş bulma” zorunluluğuna bırakır.

C) Sosyal Aidiyetin Zayıflaması

.  Sosyal ve siyasal güvensizlik ortamında insanlar içine kapanır.

-Güven Erozyonu: Siyasal belirsizlik "herkes kendi başının çaresine baksın" anlayışını doğurur, bu da toplumsal dayanışmayı (sevgi ve ait olma ihtiyacını) zedeler.

-Maliyetli Sosyalleşme: Dışarıda bir kahve içmek, bir arkadaş grubuyla yemeğe gitmek gibi "aidiyet" hissini besleyen etkenlikler ekonomik yük haline geldiği için “sosyal” bağlar zayıflar.

Ç) Güvenlik Gereksiniminin Sarsılması (Kritik Eşik)

Siyasal sorumsuzluk ve ekonomik krizin en ağır “darbe vurduğu” yer burasıdır.

-Gelecek Kaygısı: Hukukun işlemediği, “adaletin olmadığı” ve paranın değer yitirdiği bir ortamda birey kendini "güvende" hissetmez. Yarın barınabileceği bir evi olup olmayacağından veya sokakta başına bir iş gelmeyeceğinden emin olamaz.

-Kaos Hissi: Güvenlik ihtiyacı karşılanamayan insan, sürekli bir "tetikte olma" ve stres hali yaşar.

D) Temel Fizyolojik İhtiyaçlara Geri Dönüş (Yaşamta Kalma Modu)

.  Hiyerarşinin en alt basamağıdır. Her şeyin “bittiği” ve yalnızca biyolojik varlığın korunmaya çalışıldığı aşamadır.

-Beslenme ve Barınma: İnsanların artık tek odağı karnını doyurmak, ısınmak ve uyuyacak bir yer bulmaktır.

-İnsani Onur: Bu aşamada, yalnızca fiziksel olarak yaşamda kalmak için birey kendi “değerlerinden” ödün vermek zorunda kalabilir.

E) Beyin Göçü ve Kaçış Arzusu

.   Gençler ve dar gelirli ama yetenekli kesim için beklenti, artık o ülke sınırları içinde bir yaşam kurmak değil, "kurtuluşu dışarıda aramak" haline gelir.

.    Ülke, yetenekli insanlarını kaybederken, geride kalanlar için umutsuzluk döngüsü derinleşir.

.  Yakın zamanda başka ülkelere, Yunanistan’a göç eden insanları duyuyoruz; orada daire alıp, oturma hakkı elde edip o yabancı ülkede yeni baştan yaşamak isteyenler var.

III) Özetle: 

.  Dar gelirlinin beklentisi refahtan vaz geçip “yaşamda kalmaya” dönüştüğünde “çaresizlik” egemen olur, insan yaşamdan artık “zevk alamaz”.

.  Bu da toplumsal dokunun zayıflamasına ve uzun vadede kalkınmanın önündeki en büyük psikolojik engele dönüşür.

.  Tüm beklentiler, “umutlar” yıllar içinde yerine gelmedikçe ve de tam tersine çok daha kötüye gittiğinde milyonlarca insanın içine düştüğü durumu bir düşünün.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.24, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:  ….

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)