24 Aralık 2025 Çarşamba

YILLIK HASILA

 .   “YILLIK HASILA” NE KADARDIR?

.   Türkiye'nin 2025 yılı ekonomi verilerine göre, milli gelirde (GSYH) önemli bir büyüme kaydedilmiş ve devlet hesaplama sistemine göre tarihi “rekor” düzeylere ulaşılmıştır.

.   2025 yılına ait temel ekonomik göstergeler:

Bu veriler TÜİK ve Ticaret Bakanlığı'nın Aralık 2025 başında açıkladığı güncel yıllıklandırılmış rakamlara dayanmaktadır.

1) 2025 Yılı Milli Gelir Verileri

-"Yıllıkl"andırılmış Toplam Gelir: 

2025 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla Türkiye'nin yıllıklandırılmış milli geliri cari fiyatlarla 1 trilyon 538 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların rekorunu kırmıştır.

-Büyüme Oranı: 

Türkiye ekonomisi 2025'in ilk 9 ayında yıllıklandırılmış olarak %3,7 oranında bir büyüme sergilemiştir. (Çeyreklik bazda: 1. Çeyrek %2,0, 2. Çeyrek %4,8, 3. Çeyrek %3,7).

-Kişi Başına Düşen Gelir: 

Tahminler ve güncel veriler ışığında, 2025 yılı sonunda kişi başına düşen GSYH'nin 18.200 dolar seviyelerinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

-TL Cinsinden GSYH: 

Sadece 2025'in üçüncü çeyreğinde GSYH, cari fiyatlarla 17 trilyon 424 milyar TL olarak hesaplanmıştır.

2) Küresel Sıralamadaki Yeri

Türkiye, bu büyüme oranlarıyla 2025 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla:

- OECD ülkeleri arasında büyüme hızında 3. sırada,

- G-20 ülkeleri arasında ise 5. sırada yer almıştır.

3) Özet Tablo (2025 Tahmin ve Gerçekleşmeler)

- Toplam GSYH (Nominal)~1,54 Trilyon Dolar

- Yıllık Büyüme (İlk 9 Ay) %3,7

- Kişi Başına Gelir ~18.200 Dolar

- Cari Açık / GSYH Oranı %1,3

4) Kişi başına düşen yıllık gelir ortalama olarak ne kadardır?

.  2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'de kişi başına düşen yıllık gelir, hem “ulusal” hem de “uluslararası” kurumların verilerine göre tarihi bir zirveye ulaşmış durumdadır.

.  2025 yılına ait kişi başı gelir ortalaması ayrıntıları:

.   a- Kişi Başına Düşen GSYH (Nominal Dolar)

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve TÜİK'in yıllıklandırılmış verilerine göre:

- Dolar Bazında: Yaklaşık 18.200 ABD Doları.

Bu rakam, Türkiye tarihinde kişi başına düşen en yüksek nominal gelir seviyesini temsil etmektedir.

.   b- Satın Alma Gücü Paritesi (SGP)

Gelirin yaşam maliyetine göre düzeltilmiş hali olan Satın Alma Gücü Paritesi'ne göre ise rakam çok daha yüksektir:

.   c-SGP Bazında: Yaklaşık 43.790 Dolar.

Bu veri, Türkiye'deki bir bireyin alım gücünün, fiyat seviyeleri göz önüne alındığında gelişmiş ekonomi standartlarına daha yakın olduğunu göstermektedir.

.   ç- TL Cinsinden ve Aylık Ortalama Maaşlar

. Kişi başına düşen ulusal gelir çocuklar, çalışmayanlar dahil “tüm nüfusun” “toplam gelire” bölünmesiyle bulunur.

5) Yurttaşın cebine giren ortalama maaş verileri ise şöyledir:

.   Türkiye'nin 2025 yılında kişi başı milli geliri 18.200 $ civarında gerçekleşirken, çalışan bir bireyin “ortalama aylık” net kazancı 35.000 TL dolaylarındadır.

a-Ortalama Aylık Maaş (Net): 

2025 yılı genelinde yaklaşık 35.000 TL seviyelerindedir.

b-Kent Bazlı Farklılıklar: 

İstanbul'da ortalama net maaşlar:

 35.000 - 45.000 TL arasındayken, Doğu ve İç Anadolu'da bu ortalama: 18.000 - 25.000 TL bandına inebilmektedir.

Bölgesel Gelir Dağılımı (Öne Çıkan İller)

.  Kişi başı gelirin “en yüksek” olduğu iller sıralamasında 2025 yılında da değişim yaşanmamıştır:

-İstanbul: ~802.000 TL (Yıllık)

-Kocaeli: ~788.000 TL (Yıllık)

-Ankara: ~788.000 TL (Yıllık)

6) Emekli öğretmen aylığı bu duruma göre aylık ne kadar olmalıdır?

. 2025 yılı ekonomi verileri ve GSYH rakamları ile kıyaslandığında, “emekli öğretmen maaşları” kıdem, derece ve hizmet yılına göre değişkenlik göstermektedir.

. Ancak genel bir çerçeve çizmek gerekirse, 2025 yılı itibarıyla karşımıza çıkan rakamlar şu şekildedir:

.     2025 Yılı Emekli Öğretmen Maaşları (Ortalama)

.  Emekli Sandığı (4C) kapsamında olan öğretmenlerin Temmuz 2025 zammı sonrası güncel maaşları şöyledir:

-25 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 29.417 TL

-30 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 31.379 TL

-35 Yıl Hizmet Süresi: Yaklaşık 33.340 TL

7) Ekonomik Göstergelerle Kıyaslama

.  Daha önce bahsedilen 18.200 dolarlık “kişi başı ulusal gelir” ve 35.000 TL'lik “ülke geneli ortalama aylık maaş” verileriyle bu rakamları karşılaştırdığımızda:

a-Ortalamanın Altında: 

25-30 yıl hizmet vermiş bir emekli öğretmenin maaşı (yaklaşık 30.000 TL), Türkiye'deki 2025 yılı ortalama net maaş düzeyinin (35.000 TL) altında kalmaktadır.

b-Alım Gücü: 

Emekli öğretmen maaşları, 2025 yılı için belirlenen "en düşük memur emekli aylığı" olan 22.671 TL'nin üzerinde olsa bile, çalışan bir öğretmenin (ortalama 55.000 - 60.000 TL) aldığı maaşın neredeyse “yarısı” kadardır.

c-Dolar Karşılığı: 

30.000 TL'lik bir emekli aylığı, 2025 yılı ortalama kur tahminlerine göre yaklaşık 850 - 900 dolar civarına karşılık olmaktadır.

Bu da “yıllık” bazda yaklaşık 10.500 dolar yapar ki, bu rakam 18.200 dolarlık “ülke ortalamasının” (GSYH/Nüfus) oldukça “gerisindedir”.

8) Emekli Maaşını Etkileyen Etkenler

.  Maaşın tam olarak “ne kadar olması” gerektiğini belirleyen ana unsurlar şunlardır:

a-Ek Gösterge: 3600 ek gösterge düzenlemesi bu rakamların “alt sınırını” belirlemede kritiktir.

b-Kıdem ve Derece: 1/4 derecesinden emekli olan bir öğretmen “en yüksek” baremden maaş alır.

c-Enflasyon Farkı: Ocak ve Temmuz aylarında yılda “iki kez” yapılan zamlar, ulusal gelirdeki artıştan çok “tüketici fiyat” endeksine (TÜFE) göre biçimlenmektedir.

9) Özetle: 

.  Bir emekli öğretmenin maaşı, 2025'in "zenginleşen" Türkiye tablosunda (1,5 trilyon dolar GSYH) genel ortalamanın “altında kalmış” görünmektedir.

.  Sosyal beklenti, emekli aylıklarının kişi başı milli gelirdeki artış hızıyla (refah payı) “paralel gitmesi” yönündedir.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.25, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

 

BEKLENENLER, VERİLENLER

 BEKLENENLER ve VERİLENLER   .

.   İnsanların çoğu ve de özellikle gençler güzel giyinmek, güzel yemekler yemek, en güzel ortamlarda yaşamak ve eğlenmek, coşmak, neşeli ve mutlu bir yaşam ister.

.   Tüm bu arzular aslında insan doğasının en temel dürtülerinden biri olan "haz arayışı" ve "yaşam kalitesini artırma" isteğiyle doğrudan ilgili.

.   Özellikle gençlik döneminde bu isteğin zirve yapması çok doğal; çünkü bu dönem, kimlik inşasının, sosyal kabul görme ihtiyacının ve enerjinin en yüksek olduğu evre.

I) Bu durumu birkaç farklı pencereden değerlendirebiliriz:

1. Estetik ve Sosyal Kabul

Güzel giyinmek ve seçkin ortamlarda bulunmak yalnızca bir dış görünüş meselesi değil. Modern dünyada bu, bir tür "kendini ifade etme" biçimi haline geldi. Gençler için "iyi görünmek", sosyal gruplar içinde kabul görmeyi, özgüveni ve dijital dünyada (sosyal medya gibi) varlık göstermeyi temsil ediyor.

2. Deneyim Odaklı Yaşam

Eskiden insanlar daha çok "mülkiyet" (ev, araba sahibi olmak) odaklıyken, günümüz gençliği daha çok "deneyim" odaklı.

-Güzel yemekler: Yalnızca doymak değil, yeni tatlar keşfetmek.

-Eğlence ve Coşku: Rutin yaşamın stresinden kaçmak ve anın tadını çıkarmak.

-Mutluluk Arayışı: Yaşamı yalnızca çalışmak değil, yaşanmaya değer kılmak.

3. Dijital Çağın Etkisi

Sosyal medya, bu "ideal yaşam" imgesini sürekli önümüze seriyor. Başkalarının en mutlu anlarını, en şık kıyafetlerini ve en lüks tatillerini gördükçe, bu standartlar birer "norm" haline geliyor. Bu durum bazen motivasyon sağlasa da, bazen de ulaşılması güç bir beklenti yaratarak insanları yorabiliyor.

II) Denge Konusu: 

.  Bu istekler yaşamın tuzu biberidir; ancak gerçek mutluluk genellikle bu maddi ve anlık hazların, anlamlı bir amaç ve iç huzurla harmanlandığı noktada bulunur.

.  Yalnızca tüketerek değil, üreterek ve bağ kurarak gelen mutluluk daha kalıcı olma eğilimindedir.

.  Sizce bu "güzel yaşam" arayışı, insanları daha üretken olmaya mı itiyor, yoksa tüketim odaklı bir mutsuzluğa mı sürüklüyor?

.   Bir ülkede sosyal ve ekonomik dengesizlik, siyasal sorumsuzluk ve güvensizlik var ise halkın, dar gelirlilerin beklentileri ne duruma düşer?

.   Bir ülkede sosyal ve ekonomik dengesizliklerin, siyasal sorumsuzluk ve güvensizlikle birleşmesi, halkın ve özellikle dar gelirlilerin beklentilerini bir "yaşamda kalma" mücadelesine hapseder.

.   Bu durum, bireylerin yalnızca cüzdanlarını değil, geleceğe bakış açılarını ve ruh sağlıklarını da derinden sarsar.

.   Dar gelirlilerin beklentileri şu durumlara evrilir:

1. Beklentilerin "Gelecekten" "Bugüne" İndirgenmesi

Sosyal ve ekonomik güvencesizlik, insanların uzun vadeli plan yapma yetisini elinden alır.

-Günü Kurtarma: Yarın ne olacağı belirsiz olduğunda, dar gelirli birey "bir ev sahibi olmak" veya "çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak" gibi uzun vadeli hedefler yerine, akşam sofraya ne koyacağını veya kirayı nasıl ödeyeceğini düşünmeye başlar.

-Umutsuzluk ve Karamsarlık: Geleceğe dair beklentiler yerini "daha kötüye gitmesin yeter" düşüncesine, yani bir tür savunma mekanizmasına bırakır.

2. Adalet Duygusunun ve Liyakata Güvenin Yitirilmesi

Siyasal sorumsuzluk, kuralların herkes için eşit işlemediği algısını yaratır.

-Kestirme Yollar: Çok çalışarak veya eğitim alarak bir yere “varılamayacağına” olan inanç arttıkça, insanlar "torpil" veya "illegal yollar" gibi seçeneklere yönelme eğilimi gösterir.

-Sosyal Öfke: Varsıl ile yoksul arasındaki uçurumun liyakatle değil, siyasi yakınlık ve “adaletsizlikle” açıldığını görmek, toplumda “derin bir öfke” ve “yabancılaşma” yaratır.

3. "Öğrenilmiş Çaresizlik" ve Sosyal Yalıtım (İzolasyon)

.  Psikolojik olarak dar gelirliler, ne yaparlarsa yapsınlar durumun “değişmeyeceğine” inanmaya başlarlar.

-Sosyal Geri Çekilme: İnsanlar, kültürel ve sosyal etkinliklerden (sinema, dışarıda bir yemek, tatil) tamamen koparlar.

Bu da onları yalnızca ekonomik olarak değil, sosyal olarak da toplumun dışına iter.

-Güven Krizi: Yalnızca devlete değil, komşuya ve iş arkadaşına olan güven de sarsılır. “Herkes kendi başının çaresine bakmalı” düşüncesi toplumsal “dayanışmayı bitirir”.

4. Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisinde Aşağı Kayma

.  Maslow’un “Gereksinimler Hiyerarşisi” normal koşullarda aşağıdan yukarıya doğru bir ilerlemeyi (fiziksel ihtiyaçlardan kendini gerçekleştirmeye doğru) temsil eder.

.   Aşağıya doğru kaymanın anlamı şudur: (çöküş)

.  Sosyal ve ekonomik çöküş yaşayan bir toplumda, insanlar "yaşamak" (yaşamın tadını çıkarmak, gelişmek) kavramından uzaklaşıp "yaşamda kalmak" (biyolojik varlığını sürdürmek) seviyesine geriler. Bu durum, bir toplumun entelektüel, sanatsal ve kültürel üretiminin durmasına, yalnızca maddi kaygıların hüküm sürdüğü bir "kaygı toplumuna" dönüşmesine neden olur.

.   Ekonomik kriz ve siyasal güvensizlik dönemlerinde insanlar piramidin üst basamaklarındaki "kendini gerçekleştirme" veya "saygınlık" ihtiyaçlarından feragat ederek, en alt basamaktaki "fizyolojik ihtiyaçlar" (beslenme, barınma) ve "güvenlik" basamaklarına geri dönerler.

Hayallerin yerini ihtiyaçlar alır.

.  Ancak bir ülkede veya bireyin yaşamında ekonomik çöküş, siyasal “istikrarsızlık” ve büyük bir kriz yaşandığında bu süreç tersine işler.

.    Buna "Aşağı Doğru Kayma" (Regresyon) deniliyor.

A) Üst Basamakların Terk Edilmesi (Kendini Gerçekleştirme ve Estetik)

.   Normal koşullarda bir birey; potansiyelini gerçekleştirmek, sanatla uğraşmak, dünyayı anlamlandırmak gibi hedeflere sahipken, “kriz anında” bu basamakları “ilk sırada terk” eder.

.  "Ben kimim?" veya "Yaşamın anlamı nedir?" soruları, yerini "Nasıl geçineceğim?" sorusuna bırakır.

.   Yaratıcılık ve kişisel gelişim “lüks haline” gelir.

B) Saygınlık ve Statü Kaybı

.  Ekonomik dengesizlik ve dar gelirlilik arttıkça, bireyin toplum içindeki “saygınlık beklentisi” zayıflar.

-Özsaygı Sorunu: İşini yitiren veya emeğinin karşılığını alamayan kişi “kendini değersiz” hissetmeye başlar.

-Başarı Odağının Yitirilmesi: Kariyer basamaklarında yükselme hayallerinin yerini, yalnızca “mevcut işi koruma” ya da “ek iş bulma” zorunluluğuna bırakır.

C) Sosyal Aidiyetin Zayıflaması

.  Sosyal ve siyasal güvensizlik ortamında insanlar içine kapanır.

-Güven Erozyonu: Siyasal belirsizlik "herkes kendi başının çaresine baksın" anlayışını doğurur, bu da toplumsal dayanışmayı (sevgi ve ait olma ihtiyacını) zedeler.

-Maliyetli Sosyalleşme: Dışarıda bir kahve içmek, bir arkadaş grubuyla yemeğe gitmek gibi "aidiyet" hissini besleyen etkenlikler ekonomik yük haline geldiği için “sosyal” bağlar zayıflar.

Ç) Güvenlik Gereksiniminin Sarsılması (Kritik Eşik)

Siyasal sorumsuzluk ve ekonomik krizin en ağır “darbe vurduğu” yer burasıdır.

-Gelecek Kaygısı: Hukukun işlemediği, “adaletin olmadığı” ve paranın değer yitirdiği bir ortamda birey kendini "güvende" hissetmez. Yarın barınabileceği bir evi olup olmayacağından veya sokakta başına bir iş gelmeyeceğinden emin olamaz.

-Kaos Hissi: Güvenlik ihtiyacı karşılanamayan insan, sürekli bir "tetikte olma" ve stres hali yaşar.

D) Temel Fizyolojik İhtiyaçlara Geri Dönüş (Yaşamta Kalma Modu)

.  Hiyerarşinin en alt basamağıdır. Her şeyin “bittiği” ve yalnızca biyolojik varlığın korunmaya çalışıldığı aşamadır.

-Beslenme ve Barınma: İnsanların artık tek odağı karnını doyurmak, ısınmak ve uyuyacak bir yer bulmaktır.

-İnsani Onur: Bu aşamada, yalnızca fiziksel olarak yaşamda kalmak için birey kendi “değerlerinden” ödün vermek zorunda kalabilir.

E) Beyin Göçü ve Kaçış Arzusu

.   Gençler ve dar gelirli ama yetenekli kesim için beklenti, artık o ülke sınırları içinde bir yaşam kurmak değil, "kurtuluşu dışarıda aramak" haline gelir.

.    Ülke, yetenekli insanlarını kaybederken, geride kalanlar için umutsuzluk döngüsü derinleşir.

.  Yakın zamanda başka ülkelere, Yunanistan’a göç eden insanları duyuyoruz; orada daire alıp, oturma hakkı elde edip o yabancı ülkede yeni baştan yaşamak isteyenler var.

III) Özetle: 

.  Dar gelirlinin beklentisi refahtan vaz geçip “yaşamda kalmaya” dönüştüğünde “çaresizlik” egemen olur, insan yaşamdan artık “zevk alamaz”.

.  Bu da toplumsal dokunun zayıflamasına ve uzun vadede kalkınmanın önündeki en büyük psikolojik engele dönüşür.

.  Tüm beklentiler, “umutlar” yıllar içinde yerine gelmedikçe ve de tam tersine çok daha kötüye gittiğinde milyonlarca insanın içine düştüğü durumu bir düşünün.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.24, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:  ….

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

NOEL, WEIHNACHTEN

 .   NOEL, WEIHNACHTEN NEDİR?

.  Noel Almanca adıyla Weihnachten Hristiyan dünyasında İsa Peygamber'in doğumunun kutlandığı, sevgi ve paylaşmanın ön planda olduğu bir bayramdır.

.  Noel kutlamaları genellikle tek bir güne sığmaz, birkaç günlük bir sürece yayılır:

-24 Aralık (Heiligabend / Noel Arifesi): Özellikle Almanya ve Avrupa genelinde en önemli akşamdır.

Aileler bir araya gelir, akşam yemeği yenir ve armağanlar bu akşam açılır. Sessiz ve sakin geçen bir akşam olur.

-25 Aralık (Noel Günü): İsa Peygamber’in doğum günü olarak kabul edilen asıl bayram günüdür. Her yer kapalıdır. Aileler birbirlerini ziyaret eder. Kiliselerde ayinler düzenlenir.

-26 Aralık (İkinci Noel Günü): Birçok ülkede resmi tatildir ve genellikle akraba ziyaretleri için kullanılır.

-Not: Ortodoks kiliseleri (Rusya, Yunanistan gibi), takvim farklılığından dolayı Noel'i genellikle 7 Ocak tarihinde kutlar.

.   "Noel" ve "Weihnachten": Sözcük anlamı olarak farklı kökenlerden gelse de aynı anlamı taşır.

-Noel: Fransızca "Nouvelles" (Haberler) veya Latince "Natalis" (Doğum) kelimesinden türemiştir. "Doğum bayramı" anlamına gelir.

-Weihnachten: Almanca "wihen nahten" teriminden gelir ve "Kutsal Geceler" anlamını taşır.

.   Noel yalnızca dini bir tören değil, aynı zamanda kültürel bir olaydır.

.   En yaygın gelenekler şunlardır:

-Advent Takvimi: 1 Aralık'tan 24 Aralık'a kadar her gün bir penceresi açılan ve içinden küçük sürprizler çıkan takvimdir.

-Noel Ağacı: Çam ağaçlarının süslenmesi, “ölümsüzlüğü” ve “umudu” simgeler.

-Noel Pazarları Özellikle Almanya'da (Weihnachtsmärkte) kurulan, “sıcak şarap” ve el sanatlarının satıldığı meşhur pazarlardır.

-Armağan vermek: İnsanların birbirine olan sevgisini göstermek amacıyla yapılır.

.    Noel ve Yılbaşı Farkı

.  Genellikle Türkiye'de bu iki kavram birbiriyle karıştırılır:

-Noel: 24-25 Aralık tarihlerinde kutlanan hristiyanların dini bir bayramdır.

-Yılbaşı: 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan gece, yalnızca dünyanın genelinde kullanılan miladi yeni bir takvim yılına girişi simgeler ve dinel hiçbir anlamı yoktur.

.   Noel pazarları ve Stollen keki, Noel'in yalnızca bir dini bayram değil, aynı zamanda çok derin bir “kültürel miras” olduğunu kanıtlayan iki harika örnektir.

.  Noel pazarlarının kökeni Orta Çağ Almanya'sına, yaklaşık 600 yıl öncesine dayanır.

.  Yaşama tutunma mücadelesinden eğlenceye dönüşüm: İlk başlarda bu pazarlar "Aralık Pazarları" olarak biliniyordu. İnsanların kışın zorlu şartlarına hazırlanmak için et, ekmek ve kışlık ihtiyaçlarını stokladıkları geleneksel yerlerdi.

.  Zamanla zanaatkarlar oyuncak, sepet ve tatlı satmaya başlayınca ortam ve içerik değişti.

.  Dünyanın en eskileri: Dresden’deki Striezelmarkt (1434), Frankfurt (1393) ve Münih (1310) dünyanın en eski Noel pazarlarından kabul edilir; bu geleneğin en eski temsilcilerindendir.

.  Reformun Etkisi: Eskiden rmağanlar 6 Aralık'ta (Aziz Nikolaos Günü) verilirdi.

Ancak Martin Luther, odak noktasını İsa'ya çekmek için armağan vermeyi Noel gecesine kaydırdı; bu da pazarların Noel öncesindeki popülerliğini artırdı.

.   Günümüz tüketim toplumunda bu gelenek ve adetler başka görünüşe yöneldi. Armağanlar artık hep endüstri ürünleri ve pahalı olanlardan seçilmeye başlanıldı.

.   Dinsel bayram ve kandil anlamında olması gereken gecelerin ve günlerin uygulamada öneminin devam ettiğini söyleyebiliriz. Aile ziyaretleri, birlikte yemek yemek ve ilahiler söyleyip, sohbetler yapmak, anıları dile getirmek

.  Birçok aile bu günler öncesi kekler ve çeşitli kurabiyeler yaparlar; bu da yine önem verilen bir gelenektir.

.  Stollen Keki: "Kralların Ekmeği": Stollen, yoğun meyveli, baharatlı ve üzeri pudra şekeriyle kaplı geleneksel bir Alman kekidir. (aslında tatlı bir ekmek gibi…).

.  Kekin dışındaki beyaz pudra şekeri, kundaktaki bebek İsa'yı simgeler.

. Tereyağı yasağı: 15. yüzyılda Kilise, Advent döneminde (oruç zamanı) tereyağı kullanımını yasaklamıştı. Stollen o zamanlar sadece un, su ve yağdan yapılan tatsız bir ekmekti. Ancak Saksonya Prensi'nin Papa'ya yazdığı mektuplar sonucunda "tereyağı yasağı" kaldırıldı ve Stollen bugünkü zengin lezzetine kavuştu.

.  En meşhuru Dresden kentinin Stollen kekidir. Dresden'de her yıl birkaç tonluk bir Stollen yapılır ve festival olarak halka dağıtılır.

.   Noel sofralarında Stollen'e eşlik eden diğer gelenekler şunlardır:

-Lebkuchen: Zencefilli, ballı ve baharatlı meşhur Noel kurabiyesi (Nürnberg en ünlüsüdür).

-Glühwein: Tarçın, karanfil ve portakalla ısıtılan, Noel pazarlarının vazgeçilmezi sıcak şarap.

-Vanillekipferl: Avusturya ve Bavyera kökenli, ay şeklinde, vanilyalı ve fındıklı kurabiyeler.

-Gänsebraten: Noel’de akşam yemeğinin yıldızı olan, içi elma ve soğanla doldurulmuş fırında “kaz” dolması.

.   Weihnachten ve Noel aile içi bayram, kandil zamanı olmasına rağmen komşular birbirlerine kutlamalarda bulunur ve kendi yaptıkları kurabiyelerden onlara da götürür verirler.

. Çok yakın Alman komşularımızın olduğu dönemde bize de bu kurabiyelerden vermişlerdi. Kendilerini bugün de sevgi ile anımsıyorum.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.24, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)