YILBAŞI AKŞAMI ÜZERİNE .
Takvimin
sonu, “yeni bir yıla giriş” tüm dünyada önemlidir.
“Bugüne
eriştik, beraberiz, mutluyuz, ayaktayız”... diye sevinir insanlar.
Takvimdeki
o küçük rakam değişikliği aslında çok daha derin bir anlam taşıyor. İnsanlık
için yeni yıl, sadece bir günün bitip diğerinin başlaması değil;
bir "temiz sayfa" açma motivasyonudur.
Bildiğimiz
gibi, "ayaktayız" diyebilmek işin en “değerli” bölümü. Geride
bırakılan 365 günün zorluklarına, yorgunluklarına ve sınavlarına rağmen yeni
bir başlangıca erişmiş olmak, insanın içindeki o sönmeyen umudu temsil ediyor.
Dünyanın
her köşesinde insanların aynı anda sevinmesi, aslında ortak bir duyguda
buluştuğumuz nadir anlardan biri: Yaşamda olmak ve yeniden başlama
sevinci.
31
aralık akşamı bir geriye bakış, kendi kendin bir hesaplaşma ve bugüne eriştim
diye sevinme zamanıdır.
Bu
geçişin bizlere hissettirdiği temel duygular vardır:
-Sağlıkla
ve sevdiklerimizle bu noktaya varabilmiş olmanın teşekkürü.
-"Neler
atlattık ama hala buradayız" demenin verdiği o sessiz gurur.
-Gelecek
günlerin, geride kalanlardan daha aydınlık olacağına dair beslenen o taze
inanç.
Bu
yılın en unutulmaz anı veya "iyi ki yapmışım" dediğiniz bir başarını olduğu
ise bunları anımsarız.
Yaşamın
akış hızı içinde bazen "durabilmiş ve devam edebiliyor" olmanın
başarısını gözden kaçırıyoruz.
O
akşam kurulan sofralar sadece yemek için değil, o “dayanıklılığı” ve “yaşama
tutunma” iradesini onurlandırmak içindir.
Bu akşam insanlar en yakınları ve ailesi ile bir araya gelir,
huzurla, sevinçle ve mutlulukla sohbet ederler, eğlenirler.
31
aralık akşamını bu kadar özel kılan da tam olarak bu 1aidiyet” duygusudur.
Dış dünyadaki tüm karmaşa, iş stresi veya günlük dertler kapının dışında kalır;
o sofranın etrafında sadece “samimiyet ve sevgi” olur.
Aslında
o akşam yapılan sohbetler, sadece bir eğlence değil, bir nevi "duygusal
tazelenme”dir.
En
yakınlarınızla beraberken “maske” takmanıza gerek kalmaz. Sadece olduğunuz gibi
kabul edildiğiniz bir alanda bulunmak ruhumuzu dinlendirir.
Belki
yıllar sonra o gece ne yendiği unutulur ama o masadaki “kahkahalar”, edilen bir
“dua” veya içten bir “kucaklaşma” hafızalarda hep kalır. İnsanlar daha mutlu ve
güçlü olur.
"Yalnız
değilim, biz beraberiz" düşüncesi, yeni yıla girerken insanın en çok “gereksinim”
duyduğu motivasyon kaynağıdır.
İnsanların
birbirinin gözünün içine bakarak iyi dileklerde bulunması, "Seninle
olduğum için çok mutluyum" demenin en zarif yoludur.
Eğlence
ise bu güzel birlikteliğin yalnızca kutlama bölümüdür; asıl zenginlik o masanın
etrafındaki paylaşımdır. İlişkilerdeki sıcaklık ve içtenlik yaşamda daha güçlü
olmamızı sağlar.
Son
yıllarda görüldüğü gibi her yerde "eğlence programları" hazırlanmakta ve
sunulmakta…
Eğlence
yerleri, lokantalar çeşitli içerikleri ile eğlenceler, yemekler, içkiler
sunmaktadır. Buralara ödenmesi gereken paralar pek de az sayılmaz. Herkese
uygun olmayabilir.
Zaten
birçok kişi için "özel yaşamında ailesi ile" birlikte olmak çok daha iyi bir
seçenektir.
Yalnız yaşayanlar,
ailesi olmayanlar, hastanede, bakımevlerinde kalanlar, kimsesizler ... ise bu
akşam hüzün dolu olur.
İçlerini
bir karamsarlık, bir acı ve burukluk kapsar.
Neşeli
kalabalıkların ve parlayan ışıkların arasında, bu sessizlik bazen daha da
ağırlaşır.
Belki,
yalnız olmasına rağmen huzurlu, sağlıklı ve mutludur ama öte yandan yine de
kendince sorgular:
Belki
de “var sayım” olarak baktığımızda bu yalnızlık ona gelebilecek en değerli bir “armağan”
olmuştur.
O
akşam, bir "birliktelik" sembolü olduğu için, birinin yanında
kimsenin olmaması “eksikliği” daha keskin bir şekilde hissettirir.
Özellikle
hastane odalarında, bakımevlerinde veya yalnız bir evde o saatin geçmesini
beklemek, zamanı bir hesaplaşmadan ziyade bir “içsel sorgulamaya” dönüştürür.
Yalnızlığın
getirdiği o derin sorgulama kişiden kişiye değişir.
31
Aralık akşamı aslında bir iç dökme ve muhasebe vaktidir. Dışarıdaki
gürültünün aksine, insanın kendi içine döndüğü o sessiz an çok kıymetlidir.
Bu
"hesaplaşma" her zaman bir pişmanlık değil, aksine
bir farkındalık yolculuğudur.
İnsan
kendine şu soruları sorar:
"Bu
yıl bana neler verdi? Hangi fırtınalardan sağ çıktım? Hangi hatalarım bana yeni
bir şey öğretti?"
"Hatalarımı
ve eksiklerimi görüyorum."
Bu,
insanın kendini dövmesi değil, kendini tanımasıdır.
"Tüm
yorgunluklara rağmen buradayım, nefes alıyorum ve ayaktayım." Bu, en büyük
zaferdir.
"Öğrendiklerimle
cebimi doldurdum, şimdi yeni bir yolculuğa hazırım."
Bilindiği
gibi, "bugüne eriştim" diyebilmek aslında başlı başına bir
kutlama nedenidir.
İnsan
geçmişin filmini geri sarar; kısa ya da uzun gözden geçirir. Verilen kararları,
kopan bağları, gidenleri ve kalanları düşünür.
"Nerede
yanlış yaptım?" ya da "Yaşam beni neden buraya getirdi?"
soruları zihni yorar. Birçok anıyı, kişileri, olayları yeniden anımsamak
istemez, unutmak ister.
Dışarıdan
gelen bir kahkaha sesi veya bir havai fişek parıltısı, “içerideki sessizliği”
daha da koyulaştırır.
Dünyanın
geri kalanı "biz" iken, o an "ben" kalmanın ağırlığı çöker.
Eskiden
televizyonları “yılbaşı eğlence programları” vardı; bu programlara bakanlar çok
olurdu…
"Bir
sonraki yıl da mı böyle olacak?" düşüncesi, umudun önüne set çekebilir,
hüzünlenebilir.
Bu
insanların içinde hem bir huzur hem de bir burukluk aynı anda bulunabilir.
Sağlığı
yerinde olan, ama kimsesi olmayan biri, bir yandan haline “şükrederken” bir
yandan da insan doğası gereği “paylaşma” gereksinimi açlığını çeker.
Çünkü
mutluluk, “paylaşıldığında” gerçekliğini hissettirir.
Bu
anlarda belki de en büyük avuntu "insanlığın ortak kaderi"ni anımsamaktır.
O
gece dünyanın birçok yerinde aynı burukluğu yaşayan milyonlarca kalp olduğunu
bilmek, o görünmez bağla yalnızlığı biraz olsun hafifletebilir.
Bu
derin empatiyi sizler de kurabiliyor musunuz?
Bu
tür gecelerde toplum olarak bu "görünmez" olanlara ulaşmak, o
burukluğu biraz olsun dindirmek için neler yapabiliriz?
Ya
da o yalnızlık anında insanın kendine söyleyebileceği en anlamlı “avuntu
sözleri” ne olabilir?
Yılbaşı
akşamında yaşlıları, kimsesizleri, yalnızları anımsayıp onlara çağırıda bulunan
kuruluşlara ise saygı duyarız.
Parıltılı
reklamların, lüks kutlamaların ve tüketim çılgınlığının bu kadar ön planda
olduğu bir gecede; gözden ırak olanı gönülde tutan o sesler, “toplumun
vicdanını” temsil eder.
Yardım
derneklerinin, kuruluşların ve gönüllülerin yaptığı çağrılar sadece bir yardım çağırısı
değil, aynı zamanda bir "anımsama"dır. Bir yerlere var olan bu
insanlara uzatılan eller toplumun ortak çağırısı gibidir.
Bize;
başarının, paranın veya görkemli sofraların ötesinde, insanın insana olan
borcunu hatırlatırlar.
Bu
çağrıların toplum için büyük değeri vardır.
Görünmez
olanı görünür kılmak: Bakımevlerinde, hastanelerde veya tek göz odalı
evlerde “sessizce” saatin dolmasını bekleyenleri gündeme taşımak, toplumsal bir
körlüğü engeller.
Yalnızca
kendi mutluluğuna odaklanan bireyi, "Sen gülerken yanı başında hüzünlenen
biri var" diyerek daha derin bir insanlığa çağırıda bulunur.
Yapılan
bir telefon araması, gönderilen bir çiçek ya da bir kap sıcak yemek; yalnız
kalmış birine
-"Hala
anımsanıyorsun, hala bu dünyanın bir parçasısın" mesajını verir.
Bu
ise bazen ilaçtan daha şifalıdır.
Bu
kuruluşlara saygı duymamak elde değil. Onlar, yılın en "bireysel"
görünen gecesini, en "toplumsal" ve en "şefkatli" anına
dönüştürmeye çalışıyorlar.
Bir
yaşlının elini tutan veya bir kimsesizin kapısını çalan her el, aslında o
geceyi gerçekten "yeni ve temiz bir başlangıç" kılan eldir.
Bu
konudaki duygusallık, aslında bu tür iyilik hareketlerinin en büyük yakıtı olan
o toplumsal duyarlılığın bir yansımasıdır.
Öte
yandan yine de en yakınlarınızı, ailenizi bu özel günde sakın unutmaya
kalmayın. Aranızdaki ilişki çok yakın olmasa bile yine de onları anımsayın, elinizden
gelen varsa yapmaya çalışın.
. Öğretmen Gönen
ÇIBIKCI, 2025.12.22, İS.
. YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
. (YZ
destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yapanın adı ve soyadı: