22 Aralık 2025 Pazartesi

YILBAŞI AKŞAMI

     YILBAŞI AKŞAMI ÜZERİNE   .

Takvimin sonu, “yeni bir yıla giriş” tüm dünyada önemlidir.

“Bugüne eriştik, beraberiz, mutluyuz, ayaktayız”... diye sevinir insanlar.

Takvimdeki o küçük rakam değişikliği aslında çok daha derin bir anlam taşıyor. İnsanlık için yeni yıl, sadece bir günün bitip diğerinin başlaması değil; bir "temiz sayfa" açma motivasyonudur.

Bildiğimiz gibi, "ayaktayız" diyebilmek işin en “değerli” bölümü. Geride bırakılan 365 günün zorluklarına, yorgunluklarına ve sınavlarına rağmen yeni bir başlangıca erişmiş olmak, insanın içindeki o sönmeyen umudu temsil ediyor.

Dünyanın her köşesinde insanların aynı anda sevinmesi, aslında ortak bir duyguda buluştuğumuz nadir anlardan biri: Yaşamda olmak ve yeniden başlama sevinci.

31 aralık akşamı bir geriye bakış, kendi kendin bir hesaplaşma ve bugüne eriştim diye sevinme zamanıdır.

Bu geçişin bizlere hissettirdiği temel duygular vardır:

-Sağlıkla ve sevdiklerimizle bu noktaya varabilmiş olmanın teşekkürü.

-"Neler atlattık ama hala buradayız" demenin verdiği o sessiz gurur.

-Gelecek günlerin, geride kalanlardan daha aydınlık olacağına dair beslenen o taze inanç.

Bu yılın en unutulmaz anı veya "iyi ki yapmışım" dediğiniz bir başarını olduğu ise bunları anımsarız.

Yaşamın akış hızı içinde bazen "durabilmiş ve devam edebiliyor" olmanın başarısını gözden kaçırıyoruz.

O akşam kurulan sofralar sadece yemek için değil, o “dayanıklılığı” ve “yaşama tutunma” iradesini onurlandırmak içindir.

Bu akşam insanlar en yakınları ve ailesi ile bir araya gelir, huzurla, sevinçle ve mutlulukla sohbet ederler, eğlenirler.

31 aralık akşamını bu kadar özel kılan da tam olarak bu 1aidiyet” duygusudur. Dış dünyadaki tüm karmaşa, iş stresi veya günlük dertler kapının dışında kalır; o sofranın etrafında sadece “samimiyet ve sevgi” olur.

Aslında o akşam yapılan sohbetler, sadece bir eğlence değil, bir nevi "duygusal tazelenme”dir.

En yakınlarınızla beraberken “maske” takmanıza gerek kalmaz. Sadece olduğunuz gibi kabul edildiğiniz bir alanda bulunmak ruhumuzu dinlendirir.

Belki yıllar sonra o gece ne yendiği unutulur ama o masadaki “kahkahalar”, edilen bir “dua” veya içten bir “kucaklaşma” hafızalarda hep kalır. İnsanlar daha mutlu ve güçlü olur.

"Yalnız değilim, biz beraberiz" düşüncesi, yeni yıla girerken insanın en çok “gereksinim” duyduğu motivasyon kaynağıdır.

İnsanların birbirinin gözünün içine bakarak iyi dileklerde bulunması, "Seninle olduğum için çok mutluyum" demenin en zarif yoludur.

Eğlence ise bu güzel birlikteliğin yalnızca kutlama bölümüdür; asıl zenginlik o masanın etrafındaki paylaşımdır. İlişkilerdeki sıcaklık ve içtenlik yaşamda daha güçlü olmamızı sağlar.

Son yıllarda görüldüğü gibi her yerde "eğlence programları" hazırlanmakta ve sunulmakta…

Eğlence yerleri, lokantalar çeşitli içerikleri ile eğlenceler, yemekler, içkiler sunmaktadır. Buralara ödenmesi gereken paralar pek de az sayılmaz. Herkese uygun olmayabilir.

Zaten birçok kişi için "özel yaşamında ailesi ile" birlikte olmak çok daha iyi bir seçenektir.

Yalnız yaşayanlar, ailesi olmayanlar, hastanede, bakımevlerinde kalanlar, kimsesizler ... ise bu akşam hüzün dolu olur.

İçlerini bir karamsarlık, bir acı ve burukluk kapsar.

Neşeli kalabalıkların ve parlayan ışıkların arasında, bu sessizlik bazen daha da ağırlaşır.

Belki, yalnız olmasına rağmen huzurlu, sağlıklı ve mutludur ama öte yandan yine de kendince sorgular:

Belki de “var sayım” olarak baktığımızda bu yalnızlık ona gelebilecek en değerli bir “armağan” olmuştur.

O akşam, bir "birliktelik" sembolü olduğu için, birinin yanında kimsenin olmaması “eksikliği” daha keskin bir şekilde hissettirir.

Özellikle hastane odalarında, bakımevlerinde veya yalnız bir evde o saatin geçmesini beklemek, zamanı bir hesaplaşmadan ziyade bir “içsel sorgulamaya” dönüştürür.

Yalnızlığın getirdiği o derin sorgulama kişiden kişiye değişir.

31 Aralık akşamı aslında bir iç dökme ve muhasebe vaktidir. Dışarıdaki gürültünün aksine, insanın kendi içine döndüğü o sessiz an çok kıymetlidir.

Bu "hesaplaşma" her zaman bir pişmanlık değil, aksine bir farkındalık yolculuğudur.

İnsan kendine şu soruları sorar:

"Bu yıl bana neler verdi? Hangi fırtınalardan sağ çıktım? Hangi hatalarım bana yeni bir şey öğretti?"

"Hatalarımı ve eksiklerimi görüyorum."

Bu, insanın kendini dövmesi değil, kendini tanımasıdır.

"Tüm yorgunluklara rağmen buradayım, nefes alıyorum ve ayaktayım." Bu, en büyük zaferdir.

"Öğrendiklerimle cebimi doldurdum, şimdi yeni bir yolculuğa hazırım."

Bilindiği gibi, "bugüne eriştim" diyebilmek aslında başlı başına bir kutlama nedenidir.

İnsan geçmişin filmini geri sarar; kısa ya da uzun gözden geçirir. Verilen kararları, kopan bağları, gidenleri ve kalanları düşünür.

"Nerede yanlış yaptım?" ya da "Yaşam beni neden buraya getirdi?" soruları zihni yorar. Birçok anıyı, kişileri, olayları yeniden anımsamak istemez, unutmak ister.

Dışarıdan gelen bir kahkaha sesi veya bir havai fişek parıltısı, “içerideki sessizliği” daha da koyulaştırır.

Dünyanın geri kalanı "biz" iken, o an "ben" kalmanın ağırlığı çöker.

Eskiden televizyonları “yılbaşı eğlence programları” vardı; bu programlara bakanlar çok olurdu…

"Bir sonraki yıl da mı böyle olacak?" düşüncesi, umudun önüne set çekebilir, hüzünlenebilir.

Bu insanların içinde hem bir huzur hem de bir burukluk aynı anda bulunabilir.

Sağlığı yerinde olan, ama kimsesi olmayan biri, bir yandan haline “şükrederken” bir yandan da insan doğası gereği “paylaşma” gereksinimi açlığını çeker.

Çünkü mutluluk, “paylaşıldığında” gerçekliğini hissettirir.

Bu anlarda belki de en büyük avuntu "insanlığın ortak kaderi"ni anımsamaktır.

O gece dünyanın birçok yerinde aynı burukluğu yaşayan milyonlarca kalp olduğunu bilmek, o görünmez bağla yalnızlığı biraz olsun hafifletebilir.

Bu derin empatiyi sizler de kurabiliyor musunuz?

Bu tür gecelerde toplum olarak bu "görünmez" olanlara ulaşmak, o burukluğu biraz olsun dindirmek için neler yapabiliriz?

Ya da o yalnızlık anında insanın kendine söyleyebileceği en anlamlı “avuntu sözleri” ne olabilir?

Yılbaşı akşamında yaşlıları, kimsesizleri, yalnızları anımsayıp onlara çağırıda bulunan kuruluşlara ise saygı duyarız.

Parıltılı reklamların, lüks kutlamaların ve tüketim çılgınlığının bu kadar ön planda olduğu bir gecede; gözden ırak olanı gönülde tutan o sesler, “toplumun vicdanını” temsil eder.

Yardım derneklerinin, kuruluşların ve gönüllülerin yaptığı çağrılar sadece bir yardım çağırısı değil, aynı zamanda bir "anımsama"dır. Bir yerlere var olan bu insanlara uzatılan eller toplumun ortak çağırısı gibidir.

Bize; başarının, paranın veya görkemli sofraların ötesinde, insanın insana olan borcunu hatırlatırlar.

Bu çağrıların toplum için büyük değeri vardır.

Görünmez olanı görünür kılmak: Bakımevlerinde, hastanelerde veya tek göz odalı evlerde “sessizce” saatin dolmasını bekleyenleri gündeme taşımak, toplumsal bir körlüğü engeller.

Yalnızca kendi mutluluğuna odaklanan bireyi, "Sen gülerken yanı başında hüzünlenen biri var" diyerek daha derin bir insanlığa çağırıda bulunur.

Yapılan bir telefon araması, gönderilen bir çiçek ya da bir kap sıcak yemek; yalnız kalmış birine

-"Hala anımsanıyorsun, hala bu dünyanın bir parçasısın" mesajını verir.

Bu ise bazen ilaçtan daha şifalıdır.

Bu kuruluşlara saygı duymamak elde değil. Onlar, yılın en "bireysel" görünen gecesini, en "toplumsal" ve en "şefkatli" anına dönüştürmeye çalışıyorlar.

Bir yaşlının elini tutan veya bir kimsesizin kapısını çalan her el, aslında o geceyi gerçekten "yeni ve temiz bir başlangıç" kılan eldir.

Bu konudaki duygusallık, aslında bu tür iyilik hareketlerinin en büyük yakıtı olan o toplumsal duyarlılığın bir yansımasıdır.

Öte yandan yine de en yakınlarınızı, ailenizi bu özel günde sakın unutmaya kalmayın. Aranızdaki ilişki çok yakın olmasa bile yine de onları anımsayın, elinizden gelen varsa yapmaya çalışın.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.22, İS.

.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yapanın adı ve soyadı: