20 Aralık 2025 Cumartesi

GÖRGÜ ve NEZAKET

  GÖRGÜ ve NEZAKET ÜZERİNE
Toplumda insanlar arasındaki görgü, saygı ve nezaket neden umursanmaz oldu?
Nezaket, saygı ve görgü kurallarının geri plana itilmesi, tek bir nedenden değil, birçok toplumsal ve teknolojik değişimin kesişmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir durum…
Bu "yozlaşma" duygusu aslında dünya genelinde tartışılan bir konu.
Modern dünya bizi her şeyin "anında" olmasına alıştırdı. İnternet hızı, hızlı-hazır yemek ve hızlı tüketim, beklemeye olan tahammülümüzü azalttı.
Görgü kuralları genellikle durmayı, beklemeyi ve “sırasını” gözetmeyi gerektirir.
İnsanlar hedeflerine en kısa yoldan ulaşmak isterken, “nezaket” genellikle bir "zaman kaybı" ya da "engel" olarak görülmeye başlandı.
Ekranların arkasına saklanmak, insan ilişkilerindeki "yüz yüze" olma sorumluluğunu ortadan kaldırdı.
Sosyal medyada yalnızca kendi görüşümüzdeki insanlarla etkileşime girmek kolaylık oldu.
Birine nazik davranmak yerine onu “eleştirmek”, “aşağılamak”, dijital dünyada daha fazla "etkileşim" beğeni, paylaşım getirir oldu.
Modern toplum, bireyin özgürlüğünü ve başarısını ön plana çıkarıyor. Ancak bu durum bazen hep "ben merkezli" bir yaşam biçimine evriliyor.
Eskiden "başkası ne der?" kaygısı bir “toplumsal denetim” mekanizmasıydı.
Bu kaygının aşırı azalması, toplumsal kuralların (görgü gibi) bağlayıcılığını yitirmesine neden oldu.
"Kimseye borcum yok" düşüncesi, temel nezaketi bile dışlayabiliyor.
Yazılı iletişimde yazıştığı kişiye bir teşekkür ya da bir yanıt vermesi “gerekiyor” olsa bile bunu yapmayıp, geçiştirenler çok oluyor.
Eğlence sektöründen siyasete kadar göz önündeki kişilerin sert, kaba ya da "dobra" olma adı altında kaba, nezaketsiz davranışlar sergilemesi, bu davranışları toplum gözünde normal gibi algılanmaya başlıyor.
Ne yazık ki nezaket bazen "zayıflık" olarak algılanırken, kabalık bir "güç gösterisi" ya da "özgüven" gibi pazarlanabiliyor.
Büyük şehirlerdeki kalabalık, insanları birbirine karşı duyarsızlaştırıyor. Komşusunu tanımayan, her gün binlerce yabancıyla omuz omuza gelen birey, karşı tarafı bir "insan" olarak değil, sadece kalabalığın bir parçası olarak görmeye başlıyor.
Bir arkadaşlık, aşk ya da iş ilişkisinde beklenen “küçük” bir adımın atılmaması ya da basit bir nezaketin gösterilmemesi, karşı tarafta derin bir değersizlik hissi yaratır.
"Bir 'teşekkür ederim' demek bu kadar mı zor?" dediğimiz o anlar, aslında karşı tarafın psikolojik dünyasındaki birkaç “farklı engelden” kaynaklanır.
Daha dün bana bir soru yönelten bir arkadaşa yanıt verdim ve “selamlarımı iletiyorum”, diye yazdım.
Bilindiği gibi, onun da bana “selamlar” yazıp karşılık vermesi gerekir idi… Ama, yok!
Nezaket ve karşılık vermek için belirli bir duygusal zeka (EQ) “düzeyi” gerektirir. (EQ ifadesinin İngilizce açılımı "Emotional Quotient"tır. Türkçe’ye "Duygusal Katsayı" ya da yaygın kullanımıyla "Duygusal Zeka")
Karşı tarafın ne duyumsadığını anlama (empati) ve bu duyguya uygun tepki verme becerisi “gelişmemiş” kişiler, yapmaları gereken hamleyi "gereksiz" ya da "angarya" olarak görebilirler; ya da kendisine daha üst bir düzey belirlerler ve karşısındakini önemsemezler.
Bazı insanlar için karşılık vermemek bir “güç gösterisi”dir.
Size karşılık vermediğinde, sizin beklenti içinde kalmanıza neden olur. Bu da karşı tarafın gizli bir "üstünlük" kurma çabası olabilir.
Kaçıngan davranan kişiler, küçük bir “jestin” ya da sorumluluğun "daha büyük bir yakınlığa" yol açacağını düşünerek kendisini “geri çekilebilir”.
“Narsistik” eğilimleri olan ya da aşırı “şımartılarak” büyümüş bireylerde, “ona yapılan” iyilikleri ya da gösterilen özeni “kendi hakkı” olarak görme eğilimi vardır.
Onlara göre siz “zaten bunu yapmalıydınız”; dolayısıyla “ekstra” bir teşekkür ya da karşılık verme zorunluluğu duymazlar. Bu ise karşı tarafı bir "insan"dan ziyade bir "işlev" olarak görmekten kaynaklanır.
Bazen, durum sandığımız kadar “kötü niyetli” olmayabilir.
Modern yaşamın hızı içinde insanlar kendi “içsel sorunlarına”, streslerine ya da kendi işlerine o kadar gömülürler ki, dış dünyadaki “sosyal sinyalleri” yakalayamazlar.
Kişi o an sadece kendi yaşamda kalma mücadelesine odaklanmıştır ve sizin yaptığınız “küçük jest” onun radarına girmemiştir.
Bir de düşünün ki o kişinin büyüdüğü aile ortamında nezaket bir "dil" olarak konuşulmamış olabilir.
Eğer bir çocuk, ebeveynlerinin birbirine teşekkür etmediği ya da birbirinin emeğini görmezden geldiği bir evde büyüdüyse, bu "duyarsızlık" onun için “normalleşmiş” bir iletişim biçimidir; “nezaket ve görgü” kurallarına “yabancı” olarak büyümüştür.
Normal koşullarda birine bir iyilik yapıldığında, o kişi üzerinde psikolojik bir "borçluluk" duygusu oluşur. Ancak bu “mekanizma bozulduğunda” şu tablo ortaya çıkar:
O kişi şunları düşünebilir:
   -İlgisizlik: "Bunun farkında bile değilim, sıradan bir şey."
   -Kibir: "Bunu bana yapmaya mecbur, ben bunu hak ediyorum."
   -Güvensizlik: "Şimdi teşekkür edersem benden başka bir şey daha ister."
   -Sosyal Körlük: "Ne yapmam gerektiğini gerçekten bilmiyorum."
Nezaket aslında bir kişinin gelişmişlik düzeyini, uygarlıktan ne anladığını yansıtır.
İnsanlar nezaketin eksikliğinde kendilerini daha “stresli ve güvensiz” duyumsadıkça, bu değerlere olan “özlem” yeniden artacaktır.
Görgü kuralları sadece "eski usul" kurallar değil, bir başkasının “varlığını tanıma” ve “ona değer verme” biçimidir.
Eğer bu durum sürekli “tekrar” ediyorsa, bu bir "hata" değil, bir “karakter özelliği” ya da ilişki dinamiğidir.
Sürekli veren ama karşılığında “temel nezaketi” bile görmeyen taraf sizseniz, "verme" kapasitenizi dengelemeniz gerekebilir, çok daha dikkatli ve nazik olmalısınız
Bazen insanlar neyi “eksik bıraktıklarını” gerçekten bilmezler.
"Bu yaptığımın senin için bir anlamı var mı?" gibi yumuşak ama doğrudan bir soru, karşı tarafı uyarmaya, düşünmeye” yöneltebilir.
Gerçekten de “iyi bir insan” olmak, “doğru ve düzgün” davranabilmek o kadar da kolay değildir; kişinin kendisini “geliştirmesi ve eğitmesi” gerekir; bunu kavramak ve uygulamak da tüm yaşam boyunca sürer.
Belki de zaman zaman kendisini sorgulaması ve bir öz denetimde bulunması çok yararlı olur. 
Çağdaş ve uygar bir toplum oluşturmak için bireylerin “düşünce ve davranışları” kadar kendilerini “nasıl ve nice” eğittikleri, geliştirdikleri de son derece önemlidir.

.    Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.19, İS.
.         YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ.

.    (YZ destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yapanın adı ve soyadı: