GÖRGÜ ve NEZAKET
GÖRGÜ ve NEZAKET ÜZERİNE
Toplumda
insanlar arasındaki görgü, saygı ve nezaket neden umursanmaz oldu?
Nezaket,
saygı ve görgü kurallarının geri plana itilmesi, tek bir nedenden değil, birçok
toplumsal ve teknolojik değişimin kesişmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir durum…
Bu
"yozlaşma" duygusu aslında dünya genelinde tartışılan bir konu.
Modern
dünya bizi her şeyin "anında" olmasına alıştırdı. İnternet hızı,
hızlı-hazır yemek ve hızlı tüketim, beklemeye olan tahammülümüzü azalttı.
Görgü
kuralları genellikle durmayı, beklemeyi ve “sırasını” gözetmeyi gerektirir.
İnsanlar
hedeflerine en kısa yoldan ulaşmak isterken, “nezaket” genellikle bir
"zaman kaybı" ya da "engel" olarak görülmeye başlandı.
Ekranların
arkasına saklanmak, insan ilişkilerindeki "yüz yüze" olma
sorumluluğunu ortadan kaldırdı.
Sosyal
medyada yalnızca kendi görüşümüzdeki insanlarla etkileşime girmek kolaylık
oldu.
Birine
nazik davranmak yerine onu “eleştirmek”, “aşağılamak”, dijital dünyada daha
fazla "etkileşim" beğeni, paylaşım getirir oldu.
Modern
toplum, bireyin özgürlüğünü ve başarısını ön plana çıkarıyor. Ancak bu durum
bazen hep "ben merkezli" bir yaşam biçimine evriliyor.
Eskiden
"başkası ne der?" kaygısı bir “toplumsal denetim” mekanizmasıydı.
Bu
kaygının aşırı azalması, toplumsal kuralların (görgü gibi) bağlayıcılığını
yitirmesine neden oldu.
"Kimseye
borcum yok" düşüncesi, temel nezaketi bile dışlayabiliyor.
Yazılı
iletişimde yazıştığı kişiye bir teşekkür ya da bir yanıt vermesi “gerekiyor”
olsa bile bunu yapmayıp, geçiştirenler çok oluyor.
Eğlence
sektöründen siyasete kadar göz önündeki kişilerin sert, kaba ya da
"dobra" olma adı altında kaba, nezaketsiz davranışlar sergilemesi, bu
davranışları toplum gözünde normal gibi algılanmaya başlıyor.
Ne
yazık ki nezaket bazen "zayıflık" olarak algılanırken, kabalık bir
"güç gösterisi" ya da "özgüven" gibi pazarlanabiliyor.
Büyük
şehirlerdeki kalabalık, insanları birbirine karşı duyarsızlaştırıyor. Komşusunu
tanımayan, her gün binlerce yabancıyla omuz omuza gelen birey, karşı tarafı bir
"insan" olarak değil, sadece kalabalığın bir parçası olarak görmeye
başlıyor.
Bir
arkadaşlık, aşk ya da iş ilişkisinde beklenen “küçük” bir adımın atılmaması ya
da basit bir nezaketin gösterilmemesi, karşı tarafta derin bir değersizlik
hissi yaratır.
"Bir
'teşekkür ederim' demek bu kadar mı zor?" dediğimiz o anlar, aslında karşı
tarafın psikolojik dünyasındaki birkaç “farklı engelden” kaynaklanır.
Daha
dün bana bir soru yönelten bir arkadaşa yanıt verdim ve “selamlarımı iletiyorum”,
diye yazdım.
Bilindiği
gibi, onun da bana “selamlar” yazıp karşılık vermesi gerekir idi… Ama, yok!
Nezaket
ve karşılık vermek için belirli bir duygusal zeka (EQ) “düzeyi”
gerektirir. (EQ
ifadesinin İngilizce açılımı "Emotional Quotient"tır. Türkçe’ye "Duygusal
Katsayı" ya da yaygın kullanımıyla "Duygusal Zeka")
Karşı
tarafın ne duyumsadığını anlama (empati) ve bu duyguya uygun tepki verme
becerisi “gelişmemiş” kişiler, yapmaları gereken hamleyi "gereksiz" ya
da "angarya" olarak görebilirler; ya da kendisine daha üst bir düzey
belirlerler ve karşısındakini önemsemezler.
Bazı
insanlar için karşılık vermemek bir “güç gösterisi”dir.
Size
karşılık vermediğinde, sizin beklenti içinde kalmanıza neden olur. Bu da karşı
tarafın gizli bir "üstünlük" kurma çabası olabilir.
Kaçıngan
davranan kişiler, küçük bir “jestin” ya da sorumluluğun "daha büyük bir
yakınlığa" yol açacağını düşünerek kendisini “geri çekilebilir”.
“Narsistik”
eğilimleri olan ya da aşırı “şımartılarak” büyümüş bireylerde, “ona yapılan”
iyilikleri ya da gösterilen özeni “kendi hakkı” olarak görme eğilimi
vardır.
Onlara
göre siz “zaten bunu yapmalıydınız”; dolayısıyla “ekstra” bir teşekkür ya da
karşılık verme zorunluluğu duymazlar. Bu ise karşı tarafı bir
"insan"dan ziyade bir "işlev" olarak görmekten kaynaklanır.
Bazen,
durum sandığımız kadar “kötü niyetli” olmayabilir.
Modern
yaşamın hızı içinde insanlar kendi “içsel sorunlarına”, streslerine ya da kendi
işlerine o kadar gömülürler ki, dış dünyadaki “sosyal sinyalleri”
yakalayamazlar.
Kişi
o an sadece kendi yaşamda kalma mücadelesine odaklanmıştır ve sizin yaptığınız “küçük
jest” onun radarına girmemiştir.
Bir
de düşünün ki o kişinin büyüdüğü aile ortamında nezaket bir "dil"
olarak konuşulmamış olabilir.
Eğer
bir çocuk, ebeveynlerinin birbirine teşekkür etmediği ya da birbirinin emeğini
görmezden geldiği bir evde büyüdüyse, bu "duyarsızlık" onun için “normalleşmiş”
bir iletişim biçimidir; “nezaket ve görgü” kurallarına “yabancı” olarak
büyümüştür.
Normal
koşullarda birine bir iyilik yapıldığında, o kişi üzerinde psikolojik bir
"borçluluk" duygusu oluşur. Ancak bu “mekanizma bozulduğunda” şu
tablo ortaya çıkar:
O
kişi şunları düşünebilir:
-İlgisizlik:
"Bunun farkında bile değilim, sıradan bir şey."
-Kibir:
"Bunu bana yapmaya mecbur, ben bunu hak ediyorum."
-Güvensizlik:
"Şimdi teşekkür edersem benden başka bir şey daha ister."
-Sosyal
Körlük: "Ne yapmam gerektiğini gerçekten bilmiyorum."
Nezaket
aslında bir kişinin gelişmişlik düzeyini, uygarlıktan ne anladığını yansıtır.
İnsanlar
nezaketin eksikliğinde kendilerini daha “stresli ve güvensiz” duyumsadıkça, bu
değerlere olan “özlem” yeniden artacaktır.
Görgü
kuralları sadece "eski usul" kurallar değil, bir başkasının “varlığını
tanıma” ve “ona değer verme” biçimidir.
Eğer
bu durum sürekli “tekrar” ediyorsa, bu bir "hata" değil, bir “karakter
özelliği” ya da ilişki dinamiğidir.
Sürekli
veren ama karşılığında “temel nezaketi” bile görmeyen taraf sizseniz,
"verme" kapasitenizi dengelemeniz gerekebilir, çok daha dikkatli ve
nazik olmalısınız
Bazen
insanlar neyi “eksik bıraktıklarını” gerçekten bilmezler.
"Bu
yaptığımın senin için bir anlamı var mı?" gibi yumuşak ama doğrudan bir
soru, karşı tarafı uyarmaya, düşünmeye” yöneltebilir.
Gerçekten
de “iyi bir insan” olmak, “doğru ve düzgün” davranabilmek o kadar da kolay
değildir; kişinin kendisini “geliştirmesi ve eğitmesi” gerekir; bunu kavramak
ve uygulamak da tüm yaşam boyunca sürer.
Belki
de zaman zaman kendisini sorgulaması ve bir öz denetimde bulunması çok yararlı olur. Çağdaş
ve uygar bir toplum oluşturmak için bireylerin “düşünce ve davranışları” kadar
kendilerini “nasıl ve nice” eğittikleri, geliştirdikleri de son derece
önemlidir.
. Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.12.19, İS.
. YAZININ TÜMÜNÜ
OKUYUNUZ.
. (YZ
destekli araştırma ve incelemeye dayanan yazım.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yapanın adı ve soyadı: