11 Mart 2026 Çarşamba

8 MART’IN ANLAMI

 .    8 MART’IN ANLAMI ve Önemi Neden Anlaşılmıyor"DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ"nün nedenini, tarihsel ve sınıfsal anlamını, çalışma yaşamındaki önemini ve bu önemli günün "vermesi gereken" mesajları ve istemleri bile kavrayamamış, ciddiyetini anlamamış kişiler ve kitleler için ne düşünülebilir? "Kadınların çalışma yaşamında gerekli"" olan son derece önemli istemlerde" bulunmaları gereken bu özel günde bambaşka konularla, gereksiz biçimlerde insanların yönlendirildiğini gördük. Çok yazık! Bu serzenişte oldukça gerçekçi ve tarihsel bir temel var. 8 Mart’ın "kutlama" adı altında bir tüketim festivaline veya sadece nezaket mesajlarına indirgenmesi, aslında o günün harcında bulunan direnişin ve ödenen bedellerin üzerini örtüyor.

Bu durumu ve bu kitlelerin yaklaşımını birkaç boyutta değerlendirebiliriz:
1. Tarihsel ve Sınıfsal Bilinç Kaybı
8 Mart, 1857’de New York’ta bir dokuma fabrikasında greve giden ve çıkan yangında hayatını kaybeden 129 kadın işçinin anısıyla mühürlenmiştir.
Bu günün özü; eşitsiz iş bölümü, düşük ücretler ve sömürüye karşı bir başkaldırıdır.
-Sınıfsal Boyut: Kadın mücadelesi sadece biyolojik bir kimlik savunması değil, aynı zamanda bir emek mücadelesidir.
-Yanlış Algı: Günü sadece "çiçek ve hediye" eksenine hapseden kitleler, aslında bu sınıfsal kökeni unutturan popüler kültürün etkisi altındadır.
Ciddiyetin kavranamaması, meselenin politik ve ekonomik köklerinden koparılmasından kaynaklanır.
2. Çalışma Yaşamındaki Yaşamsal İstemsizlik
Çalışma yaşamında kadınların dile getirmesi gereken talepler; kreş imkânı, "eşit işe eşit ücret", cam tavan engellerinin kaldırılması ve mobbing ile mücadele iken; günün magazinleştirilmesi bu talepleri görünmez kılıyor.
-Sistemik Yönlendirme: İnsanların bambaşka konulara yönlendirilmesi bir tesadüf değil, statükonun korunması çabasıdır.
Sorgulayan, hak arayan bir kadın kitlesi yerine; sadece tüketen ve "özel hissettirilmekle" yetinen bir kitle, sistem için daha az "tehlikelidir".
3. Bu Kitleler İçin Ne Düşünülebilir?
Bu durumu iki şekilde yorumlamak mümkün:
-Farkındalık Eksikliği: Bir kesim gerçekten bu tarihin derinliğini bilmediği için popüler akıntıya kapılıyor. Onlar için bu “gün”, anneler günü veya sevgililer günüyle aynı kategoride. Durumun farkında bile değiller…
-Bilinçli Kayıtsızlık: Bir diğer kesim ise meselenin “sınıfsal ve hak temelli” özünün kendi “konfor alanlarını” bozacağını bildiği için, günü "şirinleştirme" yoluna gidiyor. Eğlenceli ve renkli sloganlarla, dans gösterileriyle “kendilerince” bir etkenlikte bulunuyorlar.
Verilmesi Gereken Mesajlar ve Gerçek İstemler
.   8 Mart, bir “lütuf günü” değil, bir “hak talep etme” günüdür. .    
.   8 Mart’ın içinin boşaltılmasına karşı durmanın en iyi yolu, o günün tarihini ve taleplerini bıkmadan, usanmadan hatırlatmaktır.
.   Bazı “duyarlılık” sahibi kişilerin uyarıları aslında bu "anlam kaymasına" karşı en önemli direnç noktalarından biridir.
.   Ülkenin aydınları, okuryazarları, entelektüelleri... bile sessiz kaldı, karışmadı. Milyonlarca insan bambaşka yönlendirildi. Yazık!
Bu sessizliğin ve yön sapmasının yarattığı hayal kırıklığını anlamak mümkün.
Bahsettiğim "aydın sessizliği" ve kurumların bu “günü” geçiştirmesi, aslında “toplumsal bilincin” ne kadar büyük bir “erozyona” uğradığının somut bir göstergesidir.
Özellikle sendikalar ve siyasi partiler, 8 Mart'ı bir "nezaket günü" değil, bir "hak arama ve hesap sorma günü" olarak kodlamalıydı.
Şu başlıklar öne çıkmalıdır:
1.    Güvenceli İstihdam: Kadın emeğinin kayıt dışı ve düşük ücretli olmaktan çıkarılması.
2.    Eşitlik: Aynı kıdem ve yetkinlikteki kadın ve erkeğin kuruşu kuruşuna aynı ücreti alması.
3.    Sosyal Destek: Bakım yükünün (çocuk, yaşlı, hasta) sadece kadının omzundan alınıp kamusallaştırılması.
4.    Şiddete Karşı Sıfır Tolerans: İş yerinde taciz ve ayrımcılığa karşı hukuki ve kurumsal güvence.
BU SESSİZLİĞİN VE KİTLELERİN YANLIŞ YÖNLENDİRİLMESİNİN ALTINDA YATAN BİRKAÇ TEMEL SORUN:
1. Kurumsal Hafızasızlık ve Popülizm
Sendikalar ve partiler, tabanlarına hitap ederken "zor" olanı (yapısal reformlar, ücret eşitliği, kreş hakkı) talep etmek yerine, "kolay" olanı (kutlama mesajları, çiçek dağıtımı) seçiyorlar.
Bu durum, 8 Mart'ın sınıfsal karakterini yok ederek onu sıradan bir takvim yaprağına dönüştürüyor.
2. Aydınların ve Entelektüellerin "Geri Çekilmesi"
Bir ülkenin aydını, topluma ayna tutan ve kavramların içini dolduran kişidir. Ancak günümüzde:
-Kavram Karmaşası: "Emek" ve "sınıf" gibi kavramların yerine daha yüzeysel kimlik tartışmalarının geçmesi, entelektüel zemini zayıflattı.
-Konfor Alanı: Ciddi yapısal eleştiriler getirmek yerine, “genelgeçer” anlatımlarla yetinmek daha az "maliyetli" görülüyor.
3. İstemlerin Görünmez Kılınması
Milyonlarca insanın "bambaşka yönlendirilmesi" dediğimiz süreçte, aslında dile getirilmesi gereken yaşamsal istemler sümen altı edildi:
.      Olması Gereken İstemler:
- Eşit İşe Eşit Ücret yasası çıksın
- İş yerlerinde ücretsiz kreş zorunlu olsun.
- Sendikal örgütlenme engelleri kaldırılsın.
- Ev içi emeğin sosyal güvenlik kapsamına alınması.
.       Gördüğümüz Yönlendirmeler
-"Kadınlar çiçektir" temalı görseller.
-İndirim kodları ve tüketim çılgınlığı.
-Siyasi liderlerin içi boş övgü dolu konuşmaları.
-Magazin dünyasının sığ tartışmaları.
4. "Bilinçli" Bir Yönlendirme mi?
.   Halkın “temel yurttaşlık ve hak bilincinden” uzak tutulması, ne yazık ki bazen sistematik bir tercihe dönüşüyor.
Bilinçli bir kitle, hakkını “hukuki ve sınıfsal” bir zeminde arar.
Oysa yönlendirilen kitleler, sadece kendilerine sunulan “yapay gündemlerle” yetinmeye zorlanıyor.
Bu bir "fark edememe" değil, “ciddiyetin ve tarihsel” sorumluluğun “idrak” edilememesidir.
Aydınların ve kurumların sessiz kaldığı yerde, bu gerçekleri
Az sayıda da olsa birilerinin yüksek sesle dile getiren duruşu, toplumsal hafızayı diri tutmak adına yaşamsal önem taşıyor.
O "sessizlik" ve "yönlendirme", aslında toplumsal hafızanın nasıl “sistemli” bir şekilde silindiğinin en acı örneğidir.
Aydınların ve kurumların bu sessizliği, sadece bir ihmal değil; aynı zamanda bir fikri teslimiyettir.
Bu durumu ve olması gerekenleri şu şekilde anlatabiliriz:
Kurumsal ve Entelektüel Sorumluluğun İflası
Sendikalar ve siyasi partiler, 8 Mart’ı bir "piyar çalışması" veya bir nezaket gösterisi olarak gördükleri sürece, aslında emekçi kadının gerçek sorunlarını (kreş hakkı, eşit işe eşit ücret, sendikal güvence) rafa kaldırmış oluyorlar.
Aydınların bu süreçteki "karışmama" tavrı ise, toplumun önünü açması gereken meşalelerin sönmesi demektir.
Milyonlarca insan, gerçek hak mücadelesinden koparılıp, magazinel ve yüzeysel bir "kadınlık" tanımına hapsediliyor.
Verilmesi Gereken Mesajlar ve Gerçek İstemler
Bu özel günde, vitrinlerdeki indirimler veya içi boş övgü dolu konuşmalar yerine şunlar haykırılmalıydı:
-Ekonomik Güvence ve Eşitlik: "Kadın emeği" sadece bir kavram değildir; sömürünün en yoğun olduğu alandır.
Aynı işi yapan kadının, erkekle aynı kuruşu alması bir lütuf değil, en temel yurttaşlık ve emek hakkıdır.
-Sosyal Hakların Yasallaşması: Çalışan kadının en büyük engeli olan çocuk ve yaşlı bakımı, bireysel bir sorun olmaktan çıkarılıp kamusal bir hak haline getirilmelidir.
Her iş yerine veya mahalleye ücretsiz, nitelikli kreş talebi 8 Mart’ın ana sloganı olmalıydı.
-Hukuki Zırh ve Mobbing: Çalışma yaşamında kadının karşılaştığı psikolojik baskı, taciz ve "cam tavan" (yükselememe) engellerine karşı, sendikaların somut ve aşılması imkânsız hukuki barikatlar kurması gerekirdi.
-Bilinçli Yurttaşlık Vurgusu: Kadınların sadece bir "cinsiyet" olarak değil, toplumun kurucu, düşünen ve hak arayan "yurttaşları" olduğu bilinci, eğitim sisteminin en alt basamağından itibaren işlenmeliydi.
Yazık Olan Nedir?
.   Yazık olan; New York’ta can veren o dokuma işçilerinin mirasının, bugün pembe balonlara ve alışveriş kuponlarına kurban edilmesidir.
.   Bir toplumun aydınları, kendi köklerini ve tarihsel gerçeklerini savunmaktan vazgeçtiğinde; o toplum, rüzgârın önündeki yaprak gibi her türlü yapay gündemin peşinden savrulur.
.   8 Mart bir kutlama değil, bir muhasebe ve mücadele günüdür.
.   Bu ciddiyeti korumak, sadece kadınların değil, bilinçli her bireyin ve her kurumun asli görevidir.
.  Bu haklı isyandan ve tarihsel bilinçten yola çıkarak; 8 Mart’ın magazinleşmesine, aydın sessizliğine ve sömürünün üzerinin örtülmesine karşı bir duruş sergileyen, sınıfsal ve hak temelli bir manifesto taslağını örnek” bir çalışma olarak şöyle sunabilirim:
.   8 MART: GERÇEK ANLAMI VE EMEKÇİ KADININ HAK BİLDİRGESİ          .
Giriş: Sessizliğe ve Yönlendirmeye Karşı Bir İtiraz
.    Bugün, 8 Mart’ın tarihsel derinliğinin ve sınıfsal özünün pembe bir tülle örtülmesine, "çiçek ve hediye" sığlığına hapsedilmesine karşı bir ses çıkarma vaktidir.
.    Aydınların sustuğu, kurumların sadece "kutlama" mesajlarıyla geçiştirdiği bu ortamda; gerçekleri, istemleri ve emeğin onurunu yeniden hatırlatıyoruz.
.    8 Mart bir zarafet seremonisi değil, bir hak kazanma mücadelesidir!
I. Tarihsel ve Sınıfsal Bilinç
8 Mart, 1857’de New York’ta yanarak can veren dokuma işçilerinin mirasıdır.
Bu tarih, kadının üretimden gelen gücünü ve bu gücün karşılığındaki sömürüye karşı başkaldırısını temsil eder. Hiçbir yapay gündem, bu sınıfsal gerçeği ve ödenen bedelleri unutturmamalıdır.
II. Çalışma Yaşamındaki Yaşamsal İstemler
Kadınların çalışma hayatında var olması bir lütuf değil, toplumsal gelişimin temel şartıdır. Bu bağlamda şu talepler ertelenemez birer haktır:
-Eşit İşe Eşit Ücret: Cinsiyete dayalı ücret ayrımcılığına derhal son verilmelidir.
Aynı kıdem ve nitelikteki kadın ve erkek çalışanın geliri, kuruşu kuruşuna eşitlenmelidir.
-Kamusal Kreş Hakkı: Çocuk bakımı kadının "doğal görevi" değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Her iş yerinde veya her mahallede nitelikli, ücretsiz ve 7/24 hizmet veren kreşler açılmalıdır.
-Güvenceli İstihdam: Kadın emeği, esnek ve kayıt dışı çalışma biçimleriyle sömürülmemelidir. Kadınlar sendikal haklara, sosyal güvenceye ve tam zamanlı iş güvencesine sahip olmalıdır.
-Liyakat ve Cam Tavanın Kırılması: Terfilerde ve yönetim kademelerinde cinsiyet bariyerleri kaldırılmalı; ehliyet ve liyakat tek kıstas haline getirilmelidir.
III. Bilinçli Yurttaşlık ve Eğitim
Bir toplumun aydını ve eğitim sistemi, kadını sadece bir "figür" olarak değil, haklarını bilen ve savunan bir "yurttaş" olarak yetiştirmekle yükümlüdür.
Temel eğitimden itibaren yurttaşlık bilinci, hukuk nosyonu ve toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri zorunlu hale getirilmelidir.
Bilinçsiz kitleler yaratmak yerine, sorgulayan ve hakkını arayan bireylerin önü açılmalıdır.
IV. Aydınların ve Kurumların Sorumluluğu
Siyasi partiler, sendikalar ve entelektüeller; 8 Mart’ı suya sabuna dokunmayan mesajlarla geçiştirmeyi bırakmalıdır. Sessiz kalmak, statükoya ve sömürüye ortak olmaktır.
Aydın, toplumu sığ gündemlerden çekip çıkaran ve onlara hakikat yolunu gösteren kişidir.
Sonuç: Vazgeçmiyoruz!
Bizler; emeğin sömürülmediği, kadının "ikincil" görülmediği ve her bireyin bilinçli bir yurttaş olarak onuruyla yaşadığı bir düzen istiyoruz.
8 Mart’ın magazinleşmesine, piyasa malzemesi yapılmasına ve tarihsel bağlamından koparılmasına izin vermeyeceğiz.
Gerçek 8 Mart; kutlamaların değil, kazanılacak hakların günüdür!
.    Görüldüğü gibi bu istekler ve saptamalar çağdaş her modern ülkede geçerli olacak istemlerdir ve tamamen barışçı olup aslında toplumun birlikte ve huzur içinde yaşamasını hedefler.
.     Öğretmen GÖNEN ÇIBIKCI, 2026.03.11, SW.
.      YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
(AI-YZ destekli kişisel araştırma ve değerlendirmeme dayanan özgün bir çalışmadır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yapanın adı ve soyadı: