İNGİLİZCE
. TÜRKÇE YERİNE “İNGİLİZCE” .
. “Kültürel yabancılaşma
ve kimlik krizi mi” diye düşünecek olsak bile…
Hiç gerek yok iken, bir yerde Türkçe yerine İngilizce sözcük
kullanmak, duyuruları ve kısa yanıtları, değerlendirmeleri İngilizce
sözcüklerle yapmak çok “şaşılası” ve “rahatsız” edici bir durum.
. Neden böyle
davranıyorlar?
Modern toplum, çağdaşlık… gibi aslında “iyi” olanları elde etmek
ve gelişmiş bir “refah toplumu olmak” istediğimiz bir durumdur.
Ama bir de bakıyorsunuz ki hiçbir gerek yok iken normal bir günlük
yaşam içerisinde bazı kişiler toplumda, sosyal medyada kendilerince en uygun
fırsatta hemen İngilizce sözcükler kullanıyor.
Yurttaşların “kendi” dilinden, gelenek ve göreneklerinden,
toplumsal kültüründen uzaklaşma eğiliminde olması ve bir yabancı dili sözlü ve
yazılı kullanmak “özentisi” ne anlama gelir?
Bunu çok önemsemek ve üzerinde fazla düşünmek bile aslında “çok
gereksizdir”.
Yine de kendim için bu davranışı “araştırmak” istedim.
Bir ülkenin yurttaşlarının kendi köklerinden, dillerinden ve
toplumsal değerlerinden “koparak” yabancı bir kültürü ve dili “üstün görme”
eğilimine girmesi, sosyolojik ve psikolojik açıklamalarda birkaç farklı
kavramla değerlendirilir.
Bu durum genellikle bir "kimlik krizi" veya
"kültürel yabancılaşma" belirtisidir.
1. Kültürel Yabancılaşma
Bireyin içinde yaşadığı toplumun değerlerine, diline ve
geleneklerine karşı kendini "yabancı" hissetmesi ya da bunları “değersiz”
görmesi durumudur. Kişi, kendi kültürünü “geri kalmış” veya “değersiz”
görürken, yabancı bir kültürü modernliğin ve prestijin “tek ölçütü” olarak
kabul eder.
2. Kültürel Emperyalizm ve Özentilik
Bu durum genelde ekonomik, teknolojik olarak daha baskın olan
toplumların, zayıf toplumlar üzerindeki kültürel etkisidir.
-Dilsel Özenti: Kendi dilinin yetersiz olduğunu düşünmek değil,
yabancı sözcükleri kullanmanın kişiye "entelektüel" veya "üst
sınıf" bir imaj kattığına inanmasıdır. Bir tür kişilik dengesizliğidir.
-Taklitçilik: Toplumun kendi dinamikleriyle gelişmek yerine, başka
bir kültürün “dış görünüşünü” ve yaşam tarzını (özünü anlamadan)
kopyalamasıdır.
3. Aşağılık Kompleksi
Tarihsel olarak sömürge geçmişi olan veya gelişmekte olan
ülkelerde sık görülen bir durumdur. “Yerli halkın okumuşu” sömüren ülkenin
insanlarına “özenir” ve taklit eder ve hatta onlara yaranmaya bile çalışır…
Kendi kültürel mirasını "yük" olarak görme ve ancak
batılı/yabancı standartlara ulaşınca "değerli" olacağına inanma
eğilimidir. Ve aslında bir zavallılıktır.
BU EĞİLİMİN OLASI SONUÇLARI NELER OLUR?
-Dil: Dilin yozlaşması, sözcük dağarcığının daralması ve düşünme
derinliğinin azalması.
-Toplumsal Bellek: Geleneklerin unutulmasıyla kuşaklar arası bağın
kopması ve "tarihsel amnezi".
-Yaratıcılık: Özgün eserler üretmek yerine, yabancı olanın kötü
bir kopyasını üretme kısırlığı.
-Toplumsal Dayanışma: Ortak değerlerin kaybıyla birlikte toplumu
bir arada tutan "biz" duygusunun zayıflaması.
NEDEN BU EĞİLİME GİRİLİR?
-Küreselleşme: Popüler kültürün (sinema, müzik, sosyal medya) tek
tipleştirici etkisi.
-Eğitim Sistemi: Kendi değerlerini öğretmek yerine, yabancı bir
dili ve kültürü tek başarı kriteri olarak sunan yaklaşımlar.
-Ekonomik Hayranlık: Güçlü ekonomiye sahip ülkelerin yaşam
tarzının, zenginliğin anahtarı gibi algılanması.
HEM KİŞİSEL HEM DE TOPLUMSAL BİR İŞARET MİDİR?
Bu durum bir "kültürel erozyon"dur.
Bir halkın, toplumun hafızası olan dilin ve kültürün kaybı, o
milletin “bağımsız” karar alma ve “özgün” varlık gösterme yetisini zamanla
zayıflatır.
Bu konuyla ilgili olarak, "kültürel asimilasyon" ile "kültürel
etkileşim" arasındaki farkları veya bu durumun eğitim sistemi üzerindeki “spesifik
etkilerini” daha ayrıntılı incelemek olasıdır.
. Belki de benim
gösterdiğim “duyarlılığı” anlayabilecek bilinç düzeyine bile “erişememiş”
olabilirler…
İngilizce sözcükleri iletişimde kullanması bu kişileri “çok
değerli” mi yapar?
İngilizce kullanınca kendilerinin “çok yüksek öğretimler”
gördüğünü ve üstünlükleri olduğunu mu göstermek ister?
Bu sorular, aslında modern toplumların en derin “çelişkilerinden”
birine parmak basıyor.
Bir dilde yabancı sözcükleri “araya sıkıştırmak” çoğu zaman gerçek
bir bilgi birikiminden ziyade, bir algı yönetimi, “gösteriş” çabasıdır.
Etrafındakilere kendilerini çok “yükseklerde “göstermek isterler…
1. Bu Durum Onları "Değerli" mi Yapar?
Gerçek bir bakış açısıyla kesinlikle “hayır. Bir insanın değeri,
kullandığı sözcüklerin kökeniyle değil, ifade ettiği düşüncenin derinliği,
özgünlüğü ve yararla ölçülür.
-İletişim Kazası: Kendi diline tam hakim olamayan ve sürekli
yabancı sözcüklere sığınan biri, aslında iletişim becerisinin zayıf olduğu
mesajını verir.
-Kültürel Kopukluk: Toplumun büyük çoğunluğunun anlamadığı
terimlerle konuşmak, "değerli" olmaktan ziyade "izole" ve
"halktan kopuk" bir görüntü yaratır.
2. "Yüksek Öğrenim" ve
"Üstünlük" Göstergesi mi?
Genellikle evet, bu bir “statü sembolü” olarak kullanılır.
Ancak bu çoğu zaman "gerçek bir üstünlük" değil, bir
"üstünlük imajı" kurma çabasıdır:
-Beyaz Yakalı Dili: Kişi, "Ben bu sistemin dilini biliyorum,
dolayısıyla ben de bu sistem kadar güçlüyüm" mesajı vermeye çalışır.
-Eğitimli Görünme Arzusu: Bazı
bireyler, yabancı sözcük kullanmanın akademik bir yetkinlik veya yüksek bir “IQ”
göstergesi olduğuna inanır. Oysa gerçek entelektüellik, karmaşık konuları “en
yalın” ve “duru” şekilde anlatabilme becerisidir.
-Goffman'ın İzlenim Yönetimi: Sosyolog
Erving Goffman’a göre insanlar, başkalarının zihninde bir imaj oluşturmak için
vitrinlerini süslerler. Yabancı sözcükler, bu vitrinin "lüks"
görünmesini sağlayan “aksesuarlar” gibidir.
-Psikolojik ve Sosyolojik Arka Plan
. Aşağılık Kompleksi: Kendi kültürünü yetersiz buluyor ve modern
ve evrensel görünmek istiyor.
. Aidiyet Gereksinimi: Üst sınıfa veya bir gruba dahil olma arzusu
ile "Ben sizden değilim, daha üstteyim." Görünüşünü vermek istiyor
olabilir.
. Entelektüel Tembellik: Kendi dilindeki karşılığını aramaya üşenmiş
olduğunu var sayar isek: "O kadar çok okuyorum ki diller karışıyor."
-Sahicilik ve Özenti karşılaşması:
Aslında olması gereken nedir? Gerçekten yüksek eğitim görmüş ve
dünyayı tanıyan bir insan eğer “bilinç düzeyi” yüksek ise dilin bir “araç”
olduğunun farkındadır.
Amacı "kendini göstermek" değil, "anlaşılmak"
olan biri, karşısındakinin en iyi anlayacağı dili seçer.
. Eğer bir etkinlik duyurusunu İngilizce yazarak hazırladı ise ne
yapmak istemektedir? Türkiye’de yaşayanlar, yabancılar bile bir duyurunun Türkçe
olması durumunda onu anlar; ille de İngilizce yazıp “İngilizler gelsin” diye
seçili bir küçük grup hedeflendi ise ne diyelim…
. Belki de çok fazla düşünmüş oldum.
. Bir dildeki kavramları başka bir dille yamayarak konuşmak, çoğu
zaman o kişinin kişilik özelliklerine, “algı kavramlarına” bakmak gerekir.
. Bu konu bağlamında, Türkçenin bu "istila" karşısındaki
direnci veya dilin “düşünce yapımızı” nasıl biçimlendirdiği üzerine daha derin araştırma
yapılabilir.
Ne olursa olsun “bilinç düzeyi” yüksek, “normal” bir insan hiç
gereği yok iken “kendi dili” yerine İngilizce ile iletişim kurmaz.
Tüm bunların yanı sıra, bildiğiniz gibi, bir de kendi dükkanlarına
Türkçe değil “İngilizce” ad koyanlar var… Temelde bunun da arka plandaki
gerekçesi ayni…
Bir insanın öz varlığı, kişilik özellikleri, eğitimi ve de
kendisini geliştirmesi, bilinç düzeyi… bir bütün olarak çok önemlidir.
. Öğretmen GÖNEN ÇIBIKCI, 2026.02.17, SW.
. YAZININ TÜMÜNÜ OKUYUNUZ:
(AI-YZ destekli kişisel araştırma ve değerlendirmeme
dayanan özgün bir çalışmadır.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yapanın adı ve soyadı: