. ÇOCUK
FOTOĞRAFLARINI İNTERNETE KOYMAYIN!
. Bu
konu üzerine daha önceleri de yazdım, açıkladım... Ne yazık ki insanlar ne
anlayabiliyor, ne de kavramak istiyor...
. Çocuk
fotoğraflarını internette paylaşmanın tehlikeleri ve sakıncaları nelerdir?
Hukuksal
durumu ve suç oluşturması nasıldır? Bu bir suç oluşturur mu?
Çocuk fotoğraflarını internette paylaşmanın birçok
tehlikesi ve sakıncası bulunmaktadır.
Bu durum, hem çocuğun “bugünü” hem de “geleceği”
üzerinde ciddi “olumsuz” etkiler yaratabilir.
Hukuksal açıdan da belirli durumlarda suç teşkil
edebilir.
A) Çocuk Fotoğraflarını İnternette Paylaşmanın Tehlikeleri ve
Sakıncaları Vardır:
1-Çocuk
İstismarı ve Pedofili Riski:
En büyük tehlikelerden biri,
paylaşılan görsellerin kötü niyetli kişiler (pedofiller) tarafından
kullanılmasıdır.
Araştırmalar, “pedofili”
sitelerindeki içeriklerin önemli bir kısmının sosyal medya hesaplarından
alındığını göstermektedir.
Konum bilgileri, okul
isimleri gibi detaylar, çocukların daha kolay hedef haline gelmesine neden
olabilir.
2-Kimlik
Hırsızlığı ve Kişisel Bilgilerin Kötüye Kullanımı:
Ebeveynler, çocuklarının
adı, doğum tarihi, yaşadığı yer gibi kişisel bilgilerini fotoğraflarla birlikte
paylaşarak farkında olmadan kimlik hırsızlığı riskini artırabilirler.
“Siber suçlular” bu
bilgileri, “kimlik avı” veya “dark web'de” elde edilen diğer verilerle
birleştirerek kötü amaçlı kullanabilirler.
3-Siber
Zorbalık ve Dijital Taciz:
Paylaşılan görseller, siber
zorbalık veya dijital taciz için kullanılabilir. Kötü niyetli kişiler, bu
görselleri “manipüle” edebilir veya çocukları hedef alan olumsuz içeriklere
dönüştürebilir.
4-Mahremiyet
İhlali ve Psikolojik Etkiler:
Çocukların özel anlarını
içeren fotoğrafların paylaşılması, mahremiyet bilinci gelişmeden büyüyen
çocukların ileride kendi özel hayatlarını korumakta zorlanmalarına yol
açabilir. Ebeveynler için masum görünen bir içerik, çocuklar için utanç verici
olabilir ve arkadaş çevreleri tarafından alay etme, küçük düşürme amaçlı
kullanılabilir, bu da çocuğun psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkiler.
5-Dijital
İçeriğin Kalıcılığı ve "Dijital Ayak İzi":
İnternete yüklenen her şey,
orijinal paylaşım kaldırılsa bile kalıcı bir iz bırakabilir.
Buna "dijital ayak
izi" deniyor. Çocuğun yetişkinlik yıllarında karşısına çıkabilir ve iş
hayatı, sosyal ilişkiler gibi birçok alanda sorun oluşturabilir.
"Unutulma hakkı"
olsa bile, internetteki her bilginin tamamen silinmesi mümkün “olmayabilir”.
6-Çocuğun
Rızası ve "Sharenting":
Henüz karar verme yetisine “sahip
olmayan” çocukların rızası olmadan yapılan paylaşımlar, onların gelecekte
yaşayabileceği psikolojik yıkımlara sebep olabilir.
"Sharenting"
(paylaşan ebeveynlik) olarak adlandırılan bu durum, ebeveynlerin çocuklarının
her anını paylaşarak onların “özel hayatını ihlal” etmesidir.
B) Hukuksal Durumu ve Suç Oluşturması (Türkiye Mevzuatı):
Belirli
durumlarda çocuk fotoğraflarının internette paylaşılması, suç oluşturur ve
hukuki sorumluluk doğurabilir.
1-Kişilik
Haklarının İhlali:
Türk Medeni Kanunu ve
Anayasa'nın ilgili maddeleri, kişilerin şeref, haysiyet ve özel hayatının
gizliliği gibi kişilik haklarını güvence altına almaktadır.
“Çocuğun rızası olmadan”,
kişilik haklarını ihlal edecek şekilde fotoğraf ve videolarının paylaşılması
hukuka aykırıdır.
Velayet hakkının amacı
çocuğun menfaatini korumaktır.
Çocuğun yararı kavramına dahil olmayan, özel ve
gizli alanı sayılabilecek fotoğraflarının paylaşılması kişilik hakkı ihlali oluşturabilir.
2-Kişisel
Verilerin Korunması Kanunu (KVKK):
Çocuklara ait fotoğraf,
isim, doğum tarihi gibi bilgiler kişisel veri niteliğindedir. KVKK'ya göre
kişisel verilerin işlenmesi (paylaşılması) belirli ilkelere ve şartlara
tabidir.
Ebeveynlerin paylaşımları,
çocuğun kişisel verilerinin işlenmesi anlamına gelir.
Hukuka uygun bir işleme için
çocuğun rızası veya velinin açık rızası gereklidir.
Ancak velinin rızası olsa
dahi, işleme faaliyeti "belirli amaç için işlenme" ve
"işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma" ilkelerine
uygun olmalıdır.
Çocuğun yaşı “küçük”
olduğu için veli izni alınsa bile, çocuğun ileride kendi rızasının aranması ve
paylaşımları kaldırma hakkı bulunmaktadır.
3-Çocuk
Pornografisi (Müstehcenlik) Suçu (TCK 226):
Türk Ceza Kanunu'nun 226.
maddesi, müstehcenlik suçunu düzenlemektedir.
Bu maddeye göre, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren
ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi
görünen kişileri kullanan kişi, ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Ayrıca, üretilmiş
pornografik içeriklerin başka çocuklar tarafından görülmesini sağlayanlar veya
basın ve yayın yoluyla yayınlayanlar da cezalandırılır.
Çocuğun cinsel istismarı ile
yakından ilişkili olan çocuk pornografisi, direkt olarak suç teşkil eder.
Bu, çocuğun fotoğraflarının
açıkça cinsel istismar içeren veya bu tür içeriklerde kullanılmaya elverişli
hale getiren paylaşımları kapsar.
4-Ticari
Amaçlı Sömürü (TCK 226):
Çocuğun ticari amaçla
sömürülmesi de Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesi uyarınca suç olarak
düzenlenmiştir.
Çocuk üzerinden sosyal medya
kazancı sağlama amacıyla yapılan paylaşımlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
C) Başkalarının, Tanımadiklarımızın Çocukları İçin Durum Nasıldır?
. Başkalarının çocuklarının, hiç tanımadığınız
çocukların fotoğraflarını internette paylaşmak gibi bir “hakkımız” olabilir mi?
Bu bir suç oluşturur mu?
Başkalarının çocuklarının,
hiç tanımadığınız çocukların fotoğraflarını internette paylaşma hakkınız
kesinlikle yoktur.
Bu durum, Türkiye mevzuatına
göre açıkça suç teşkil eder ve çeşitli hukuki sonuçları vardır.
a- Bu Neden Bir Suçtur?
Bu tür bir paylaşım, temel
olarak şu hukuki prensipleri ve kanunları ihlal eder:
1- Kişilik Haklarının İhlali (Türk Medeni Kanunu ve
Anayasa):
Her bireyin, özel hayatının
gizliliği, onuru, şerefi ve itibarı gibi kişilik hakları anayasal güvence
altındadır. Bu haklar, kişinin izni olmadan görüntüsünün kaydedilmesi ve
yayınlanması ile ihlal edilebilir.
Çocuklar da yetişkinler
gibi kişilik haklarına sahiptir ve bu haklar, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesi (m.16) ve Türkiye Anayasası (m.20) ile ayrıca korunur.
Çocuğun menfaati her zaman
önceliklidir.
Velayet hakkı ebeveynlere,
çocuğun menfaatini koruma yetkisi verir, ancak bu yetki, çocuğun “özel hayatını
ihlal” edecek şekilde fotoğraflarını paylaşma “hakkını içermez”.
Tanımadığınız bir çocuğun
fotoğrafını paylaşmak, o çocuğun veli veya vasisinin izni olmadan yapıldığında
kişilik haklarını doğrudan ihlal eder.
2- Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Elde
Edilmesi ve Yayılması
. (Kişisel
Verilerin Korunması Kanunu - KVKK ve TCK m.136):
Bir kişinin fotoğrafı, adı,
soyadı, yaşı gibi bilgiler “kişisel veri” niteliğindedir.
KVKK'ya göre kişisel
verilerin işlenmesi (kaydedilmesi, saklanması, paylaşılması vb.) için ilgili
kişinin veya kanuni temsilcisinin açık rızası gereklidir.
Tanımadığınız bir çocuğun
fotoğrafını çekip internette paylaşmak, o çocuğun veya veli/vasisinin açık
rızası olmadan kişisel verilerini hukuka aykırı olarak elde etmek ve yaymak
anlamına gelir.
Türk Ceza Kanunu'nun 136.
maddesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak veren, yayan veya ele geçiren
kişiyi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır.
Bu suç, herhangi bir “zarar
oluşmasa” bile, sadece eylemin yapılmasıyla oluşur (soyut tehlike suçu).
3- Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu (TCK m.134):
Türk Ceza Kanunu'nun 134.
maddesi, kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimseye 1 yıldan 3
yıla kadar hapis cezası öngörmektedir.
Gizliliğin görüntü veya seslerin
kaydedilmesi suretiyle ihlal edilmesi halinde ceza artırılır.
Eğer bu görüntüler hukuka
aykırı olarak başkalarına verilir, yayılır veya sosyal medya gibi platformlarda
paylaşılırsa, ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına yükselir.
Kamuya açık alanlarda
çekilen fotoğraflar da belirli durumlarda özel hayatın gizliliğini ihlal
edebilir. Özellikle çocuğun özel bir anını, oyun oynadığı bir anı veya
tanınmasını sağlayacak bir görüntüsünü izinsiz paylaşmak bu kapsamda
değerlendirilebilir.
4- Suçun Oluşması İçin Ne Gerekir?
-Rızanın
Yokluğu: En temel şart,
fotoğrafı çekilen ve paylaşılan çocuğun (veya veli/vasisinin) geçerli bir
rızasının olmamasıdır.
Küçük yaştaki çocukların
hukuken geçerli rıza verme ehliyeti bulunmadığı için velilerinin rızası aranır.
-Hukuka
Aykırılık: Yapılan paylaşımın
kanunlara aykırı olması.
-Kasıt: Paylaşan kişinin, rıza olmadan fotoğrafı
paylaştığını bilmesi ve istemesidir (genel kasıt).
5- Hukuki Sonuçlar:
-Cezai
Yaptırım: Yukarıda belirtilen
TCK maddeleri uyarınca hapis cezaları ve/veya adli para cezaları ile
karşılaşılabilir.
-Maddi
ve Manevi Tazminat Davası:
Çocuğun kişilik hakları ihlal edildiği için çocuğun veli/vasisi, fotoğrafı
paylaşan kişiye karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir.
-Kaldırma
ve Erişimin Engellenmesi:
Paylaşılan içeriğin internetten kaldırılması ve erişimin engellenmesi talep
edilebilir.
-Şikayet: Mağdurlar, emniyet güçlerine veya Cumhuriyet
Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunabilirler.
Ç) İnsanları Böyle Bir
Tutuma İtenler Nedir?
Anneler babalar akrabalar
başta olmak üzere insanlar çocuğun fotoğrafını çekip internette paylaşmak gibi
bir duygu ve düşünceye neden girer? Bundan ne anlarlar?
Bireyi tetikleyen beğenilmek
duygusu mudur? “Herkes ne yapıyorsa, ben de yaparım, yapmalıyım, düşüncesi
midir?
İnsanların, özellikle de
anne babaların ve akrabaların, çocuklarının fotoğraflarını internette paylaşma
eğilimi oldukça yaygın. Bu davranışın altında yatan birçok farklı duygu ve
düşünce var. Tek bir neden yerine, karmaşık bir psikolojik ve sosyal
dinamiklerin birleşimi bu durumu tetikliyor.
I- PAYLAŞIM DUYGUSUNUN
ARKASINDAKİ NEDENLER
İnsanların çocuk
fotoğraflarını paylaşmasında rol oynayan başlıca faktörler şunlar:
-Beğenilme ve Onaylanma İhtiyacı:
Sosyal
medya platformları, "beğeniler" ve "yorumlar" aracılığıyla
anında geri bildirim sağlar. Bir ebeveynin çocuğunun fotoğrafını paylaştığında
aldığı olumlu tepkiler, onun ebeveynlik rolünde onaylandığını hissetmesini
sağlayabilir. Bu, "iyi bir ebeveynim" duygusunu pekiştirir ve
dışarıdan gelen takdirle pekişen bir beğenilme duygusu yaratır. Çocuk, bu
durumda ebeveynin sosyal statüsünü artırabilecek "sevimli" bir nesne
gibi algılanabilir.
-Mutluluğu ve Gururu Paylaşma
İsteği:
Çoğu
ebeveyn için çocukları, hayatlarındaki en büyük sevinç ve gurur kaynaklarından
biridir. Bu tarifsiz mutluluğu, sevdikleriyle ve sosyal çevreleriyle paylaşmak
doğal bir insan isteğidir. Çocuklarının büyümesini, yeni şeyler öğrenmesini
veya sevimli anlarını belgelemek ve başkalarına göstermek isterler. Bu, içsel
bir mutluluk ve coşkunun dışa vurumudur.
-"Herkes Yapıyor, Ben de
Yapmalıyım" Düşüncesi (Sosyal Normlar):
Sosyal
medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, çocuk fotoğraflarını paylaşmak bir tür norm
haline geldi. Çevrenizdeki herkesin çocuklarıyla ilgili içerikler paylaştığını
görmek, "Ben de paylaşmalıyım, yoksa dışarıda mı kalırım?" veya
"Bu anları paylaşmak normal bir davranış" gibi bir algı yaratabilir.
Bu, sürü psikolojisi
veya sosyal öğrenme
dediğimiz bir durumdur; başkalarının davranışları kendi davranışlarımızı
etkiler.
-Anıları Saklama ve Belgeleme:
Sosyal
medya, birçok kişi için bir tür dijital anı defteri gibidir. Çocuğun büyüme
evrelerini, önemli anlarını (ilk adım, ilk yaş günü gibi) fotoğraflarla
belgelemek ve bu anılara kolayca ulaşabilmek isterler. Platformlar, bu anıları
düzenli bir şekilde saklamak için pratik bir yol sunar.
-Bağlantı Kurma ve Topluluk Hissi:
Özellikle
uzakta yaşayan aile üyeleri ve arkadaşların çocukla olan bağı kopmasın diye bu
paylaşımlar sıkça yapılır. Fotoğraflar, uzak mesafelerdeki sevdiklerle aradaki
bağlantıyı güçlendirir ve bir tür "online aile albümü" işlevi
görebilir. Benzer deneyimleri yaşayan diğer ebeveynlerle de ortak noktalar
bulup bir topluluk hissi oluşturma arzusu olabilir.
-Kimlik İnşası ve Ebeveyn Kimliği:
Bazı
ebeveynler için çocukları, kendi sosyal medya kimliklerinin önemli bir parçası
haline gelir. "Ben anneyim/babayım" kimliğini dijital ortamda da
yansıtmak ve pekiştirmek isteyebilirler. Çocuklarının "sevimli" veya
"başarılı" görselleriyle kendi ebeveynlik başarılarını
vurgulayabilirler.
-Farkındalık Yaratma veya İlgi
Çekme:
Nadiren
de olsa, bazı ebeveynler çocuklarının özel bir yeteneği veya durumu hakkında
farkındalık yaratmak, bir konuda destek toplamak veya basitçe dikkat çekmek
amacıyla paylaşım yapabilirler. Bu durum genellikle daha belirli bir amaç
güder.
II- DUYGUSAL TATMİN VE
ALGISAL KAZANIMLAR
Bu davranışlardan elde edilen
"kazançlar" genellikle psikolojik ve sosyal düzeydedir:
-Duygusal
Tatmin: Çocuğun sevimli bir
fotoğrafının veya videosunun paylaşılmasıyla gelen pozitif geri bildirimler
(beğeni, yorum) ebeveynde anlık bir mutluluk ve tatmin duygusu yaratır. Bu, beynin
ödül merkezini tetikleyebilir ve paylaşım davranışını pekiştirir.
-Sosyal
Kapital ve Dışarıdan Onay:
Sosyal medyada elde edilen "beğeniler" ve "takipçiler", bir
tür sosyal kapital
olarak işleyebilir. Ebeveynler, çocuklarıyla ilgili paylaşımlar aracılığıyla
çevrelerinde daha popüler veya "beğenilen" biri haline geldiklerini
hissedebilirler.
-Aidiyet
Duygusu: Akranları arasında
benzer paylaşımlar yapmak, ebeveynleri bir "ebeveynlik topluluğuna"
ait hissettirebilir. Ortak deneyimler ve karşılıklı destek, bu aidiyet
duygusunu güçlendirir.
D) Sonuç Olarak Özetle:
“Çocuk, benim çocuğum olduğu
için kimse bana karışamaz” diyemezsiniz.
İnsanlar çocuklarının
fotoğraflarını internette paylaşma eğilimine genellikle beğenilme, onaylanma,
mutluluğu paylaşma, sosyal normlara uyum sağlama, anıları belgeleme ve sosyal
bağlantı kurma gibi çok katmanlı motivasyonlarla girerler.
Bu, modern “dijital yaşamın”
getirdiği, hem olumlu duygusal tatminler sağlayan hem de potansiyel “riskler
barındıran” karmaşık bir insan davranışıdır.
Bilinçli bir ebeveynlik, bu
motivasyonları anlamak ve olası riskleri göz önünde bulundurarak dengeli bir
yaklaşım sergilemektir.
Çocuk
fotoğraflarını internette paylaşmak, pedofili riski, kimlik hırsızlığı, siber
zorbalık, mahremiyet ihlali ve çocuğun psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz
etkiler gibi ciddi tehlikeler barındırmaktadır.
Hukuksal
açıdan ise, çocuğun kişilik haklarını ve kişisel verilerini ihlal ettiği
durumlarda “hukuka aykırılık” teşkil eder.
Özellikle
“cinsel” içerikli veya “ticari sömürü” amaçlı paylaşımlar Türk Ceza Kanunu'na
göre Suç oluşturmaktadır.
Çocukların
fotoğraf ve videolarını paylaşırken son derece dikkatli olmak, paylaşımın “olası
sonuçlarını” düşünmek ve çocuğun gelecekteki haklarını gözetmek büyük önem
taşımaktadır.
Çocukların
“özel yaşamına” ait içerikleri internette “hiç paylaşmamak” gerekir.
Bunu
yaparsanız çocuğun zararına olacak durumlar yaratırsınız ve de yasal olarak suç
içlersiniz.
Asıl konu “çocuk
fotoğraflarını internette paylaşmak” olduğuna göre, “çok yakın” kişilerle sınırlı
tutmak güvenli yaklaşımdır, diye de düşünemezsiniz.
Hiç tanımadığınız veya
ailesinin iznini almadığınız bir çocuğun fotoğrafını internette paylaşmak, hem
kişilik haklarını ihlal eden bir durumdur hem de Kişisel Verilerin Korunması
Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eder.
Bu tür eylemlerden kaçınmak,
hem hukuki sorumluluktan kaçınmak hem de çocukların güvenliğini ve
mahremiyetini korumak adına hayati önem taşır.
. “Ben öyle düşünmüyorum, aklımda bir kötülük
yok, hoşuma gidiyor” diyemezsiniz; çünkü yasalar bireylarin arzu ve isteklerine
göre düzenlenmez ve herkes yasalar önünde eşitti.
Bu konuya neden
değindiğimi soracak olursanız, durum yukarıda açıklandığı gibidir.
Günümüzün en
büyük ama fark edilmeyen sorunlarının en başında gelen algı-zihin
operasyanları, programlamalarıdır.
Bunların amacı
aslında çok açıktır. Bireyler dijital çağda her yere ulaşı, her türlü bilgiye
eriştiğinde ve bir anlamda yönlendirildiğinde artık “ben bilirim, düşüncem ve
uyguladıklarım hep doğrudur” demeğe başlar ve ne araştırır, ne de analitik
düşünür, “üzerine neler programlandı” ise o yönde davranır.
Bireyin kendine
ait olan “doğal ve sağlıklı öz denetim mekanizması” onun yönetiminden
çıkmıştır.
İşte, tam da bu
durum ne denli “önemli ve tehlikeli” bir dönemi yaşadığımızı göstermektedir.
“Bireysel özgün
ve özgür irade” yok edilmeye başlanmıştır.
Uzun ve çok
yönlü, ayrıntılı bir araştırma yapmak istedim ve bunun birçok kişiye yararlı
olacağına inanıyorum.
Öte yandan şunu
da biliyorum: “Kimse uzun yazıları, sıkıcı konuları okumaz!” diyeceksiniz.
Olsun bu tür
düşünce benim araştırmama ve düşünme-fikir üretmeme engel olamaz.
En azından bir
bölüm insan emek ve zaman harcamak, sabırla incelemek, “okumak” gerektiğini
kavramalıdır.
Kendine olan “öz
saygısı” ve birey olarak “değerli olduğuna”, kendisine özen göstermesi
gerektiğine inanan ve böyle davranan insan sayısını artırabilmeliyiz.
Benim bu duruşum
“ilkelerim, inançlarım, özgür ve bağımsız düşünebilmem ve ülküm” için
önemlidir.
. Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 2025.05.31, Mff.
(Özgün “araştırma ve değerlendirme” yazım)
AKLIMIZI KULLANMALIYIZ!
. Kendiniz için, halkınız için, yurdunuz için okuyun, araştırın, sorgulayın! Çözümlemeden, düşünmeden davranmayın!
Sürüye kapılıp, başkalarının yaptıklarını yapmayın! Kulaktan
duyma bilgilerle, algı operasyonlarına kapılıp, modaya uyarak yaşamayın.
Özgür iradenizi, aklınızı, bilinç düzeyinizi düşünün, bunları geliştirin. Birilerinin...
egemen güçlerin, emperyalizmin istediği tuzaklara düşmeyin.
. Özgür, bağımsız, iradesi ve bilinç düzeyi yüksek, sağlıklı bireyler
olun; bunu çok iyi kavrayıp, yaşamınızı ve davranışlarınızı, zihninizi doğru yönetin. Başkalarının taklitçisi olmayın. Birilerinin sizi sevmesini ve beğenmesini
beklemeyin!
Eleştirel düşünmeyi,
bireyselliği ve “öz güveni” öneren güçlü bir mesaj
vermenin kimlere yararı olur?
“Bağımsız düşünceyi” benimseyin! Kişinin kendisi,
topluluğu ve ülkesi için okumayı, araştırmayı ve sorgulamayı güçlü bir şekilde savunmalıdır.
“Analiz ve düşünce olmadan” hareket etmeye karşı birbirimizi “uyarmalıyız”
“Körü körüne” kalabalığın peşinden gitmemeliyiz. “Trend, Moda”... diye önümüze
sunulanlara kapılmamalıyız.
”İçsel benliğinizi” geliştirin.
Kişinin kendi özgür
iradesini, zekasını ve bilincini geliştirmeye yönelik çok açık bir vurgu
yapmak isterim:
Egemen güçler ve emperyalizm tarafından kurulan tuzaklara düşmemeliyiz. Çok etkili, tanınmış bir kişi olmasam bile “yurttaşlarımı uyarmak”
isterim:
Hemen, kibirli bir tutumdan kaçının:
"Ben en iyisini bilirim". “Benim başkalarının düşüncelerine hiiiç ihtiyacım yok, kendi
aklım bana yeter!” demeyin!
Akıl ve ruh sağlığımızı, zihnimizi, bilincimizi kendi öz varlıklarımız olarak “korumak”,
“elimizde tutmak” zorundayız.
Kişisel gelişim için,
kendimizi geliştirmek ve yetiştirmek için de en sağlıklı, akılcı ve özbürlükçü yolu ve yöntemleri seçmeli ve bu uğurda da emek ve zaman harcamalıyız.
Asla “hazırcılığa” kapılmamalı ve başkalarından gelenleri hemen üstlenmemeliyiz.
Amacımız yüksek
düzeyde irade ve bilince sahip, bağımsız, özgür ve sağlıklı bir birey olmaktır . Bu ise başkalarını “taklit etmek”, “dışarıdan onay aramak” yerine, kişinin yaşamını, tutum ve davranışlarını, zihnini en
etkili bir biçimde kendisinin yönetmesini içerir.
Özellikle “tüketim toplumu çağı” ve “yüksek teknoloji çağı”, “dijital çağ” döneminde
“onların” yüksek olanaklarını kullananlar tarafından tüm insanlığa uygulanan “etkile, zihnini ele geçir, yönlendir ve yönet”
operasyonlarına, programlarına karşı bireyin
kendisini korumasıdır.
Hiç gecikmeden uyanıp daha
“bilinçli, bilgili ve özgün” bağımsız bir yaşama yönelik
bir çağrı yapmak
isterim.
“Trendleri” körü körüne “takip” etmenin ve yeni
"norm"a uymanın tehlikelerinin arttığı çok önemli bir dönemi
yaşıyoruz.
Ortaya yeni çıkan ve hızla yayılan ve artık “herkesin” yaptığını yapmak, giyindiğini giymek, onların alışkanlıklarını, dilini edinmek, onlar gibi düşünmek, onların zevklerini
kendine zevk edinmek, onların
müziklerinden etkilenmek, çeşitli sürülerin
peşinden giden biri olmak neden zararlıdır?
Bunu düşünmek ve çözümsel araştırmalara girmek
gerekir.
Çok basit ve hoş görülebileck “şey”lerin hızla yayılması birden bir tehlike yaratmayabilir.
Ama, çok çok sayıda ortaya dökülen o küçük “şeyler” arttıkça bireyin her
bir alanını ve yönünü
saracaktır ve ele geçireceklerdir.
İşte, tüm bu görülen ve görülemeyen o küçük
“etki” yaratıcalardan kendimizi, akıl ve bilincimizi, zihnimizi korumalıyız.
Tek tek ele alındığında sizi etkileyen ve saran, yönlendiren bu “özentiler”,
yeni olanlar tümüyle ayni amaca hizmet ettikleri için toplu
bir güç oluşturduklarında birey
olarak artık bizi ellerine geçirmiş olurlar.
“Taklitçiliğin, özentilerin” yerleşmiş örnekleri o kadar çok ki... Bakın:
Herkes “sigara” içiyor, ben de içerim. (İçmeliyim)
Herkes “dağınık görünüşlü” olarak geziniyor, ben de öyle
gezinirim.
Herkes sakal b
Herkes sakal bırakıyor, ben de...
Herkes açık giyiniyor, ben de...
Herkes elinde kadehlerle fotoğraf
çektiriyor, ben de...
Herkes çocukların fotoğrafını internete koyuyor, ben de...
Herkes “kanka” diyor, ben de...
Herkes “aynen” diyor, ben de...
Herkes bir sevgili ediniyor, ben de...
Herkes yabancı ülkelere tatile gidiyor, ben de...
Herkes yırtık pantalon
giyiyor, ben de...
Herkes dövme yaptırıyor, ben de...
Herkes vücuduna çeşitli halkalar, küpeler taktırıyor, ben de...
Herkes göbeğini açarak dolaşıyor, ben de...
Herkes konçsuz çorap giyiyor, ben de...
Bireyselliğin ve özgünlüğün yitirilmesi ile “toplumsal direnç” ve “kendini koruma
gücü” yok olmaktadır.
Ortaya sürülen ve “yeni” moda sayılanlara sürekli “uyum sağlamaya” çalıştığınızda, “gerçek
benliğinizle” bağlantınızı “yitirme
tehlikes”i ile karşı karşıya kalırız.
Benzersiz düşünceleriniz,
kendi tercihleriniz ve yetenekleriniz bir “uyumluluk” katmanının altına girer ve
gömülür, sizin yapacağınız bir şey kalmaz.
Sonunda kim olduğunuzu
unutabilirsiniz. “Yukarıdan istenilen” neler varsa, onları yapar ve onların gösterdiklerini seçer, tercihi “onların istediği” yönde yaparsınız.
Çok kısa süreli ve derinlemesine bir mutluluk duygusu
sarsa bile zamanla artık “başkalarının beklentileri” ve “popüler eğilimler” tarafından “dikte”
edilen bir “yaşamı” yaşamak derin bir “doyumsuzluğa” yol açabilir.
Gerçek mutluluk ve tatmin genellikle “kendini keşfetmekten”, “kendi tutkularını” izlemekten ve “kendi değerlerinle” uyumlu yaşamaktan gelir,
başkasının değerleriyle “değil”!
Yöneltilen, kullanılan bireylerden
oluşmuş bir toplumu
ele geçiren güçler istedikleri planları rahatça
uygular, “bölgeyi, yöreyi, ülkeyi, ekonomiyi, doğal kaynakları”... ele
geçirirler.
Ve biz, çok değerli halkımız öyle bakar kalır... anlamadan,
kavramadan üzülürüz.
“Ölçme, biçme, sonuca varma, değerlendirme, yorumlama” yeteneklerimiz, çok zayıfladığı için de gerçek durumu, neden ve sonuçlarını tam algılayamayız; doğru çözüm
yollarını bulup, mücadele edemeyiz.
“Yaşam” ise gayet güzel, kendi yolunda ve o içine
girdiğimiz toplumun beğeni ve yargılarına uygun akar gider...
Mutsuz değildir, öz güveni kendine göre yüksektir.
Siz yine en başa dönün ve düşünün
Gazi Mustafa Kemal Atatürk neler yapmak istemişti, hangi güçler ile savaşmış ve
onları yenmiş uygar bir ülke olmak yolunu açmıştı?
Ülkenin halkı neden böyle bir duruma getirildi,
neden bugün birlik ve bütünlüğe karşı, bölücü, ayrımcı düşünceleri savunanların
neler yapmak istediklerine karşı güçlü bir yapılanmaya gidemiyorlar?
Durum çok açık: Atatürk’e ve onun fikirlerine,
ulusal bağımsızlık ve özgürlük hedeflerine karşı , “ulus devlete” karşı çıkanlar
kimden yanadır?
Biz yine de her şeye erişebildiğimiz bu
dijital çağda kendimizi, ülkemizi ve özelliklerimizi, geleneksel değerlerimize
sahip çıkmalı ve onları korumalıyız.
Yeniden uyanmalıyız!
Başkalarından gelen yanlış bilgilere, ezberlere yenik düşmemeliyiz.
"Herkesin" yaptığını “benimsemenin” neden bu kadar “zararlı” olabileceğini açık bir akılla
inceleyelim.
Herkes takım tutuyor, futbol fanatiği oluyor, ben de futbol fanatiği
olmalıyım...
“Karşı koyma” gücümüz
ve gerekli olan “savunma mekanizmalarımız” yok edilmiş olur...
Neler değişse, ne denli kötü bir durum bile
olsa o insan artık “kendine verilen” yönlendirmelerle “mutlu ve doyumlu” bir
ruh yapısı ile oraya buraya koşturur durur.
Ne “eleştirel, sorgulayıcı” düşünür, ne de “mücadeleci
çabalara” girer, o artık her gün “bir şeyler yapar” hep bir “dinamiklik içinde”
gözükür ve bunlar onu tatmin eder.
Ülke ve bölge üzerinde hedefleri olan egemen
güçler rahatça her istediklerini yaptırır duruma gelir.
. Öğretmen
Gönen ÇIBIKCI, 2025.06.01, Mff.